14 Şubat 2018 Çarşamba





















































kahverengi ahşap trabzanlar dışında
ve korkulukların arasından baktığım soluk dünya
kolayca açılan bir odanın kapısından içeri
o kadını bir battaniyeye sarmalayarak ayağa kaldırdı
tertemiz boğazına dayadığı ince bir bıçakla kesti diğeri
dizlerinin bağı çözülür çözülmez kucağına aldı
gözlerini kapatırken tamam der gibiydi kadın itiraz etmedi
arkamızda iz bırakmadan gitmeliydik fakat halıya kan damladı
kapı yarım açıktı ayağıyla açtı çıkmak için öndeki
bir bohçaya doldurmuştu diğeri kalanları dökerek düştü peşine
halı eski kan yeniydi kirlettim parmak uçlarımla
sizinle yaşamadan yaşamalıydı benimle
yoksa neden yardım edeyim bu iki katile
toplamaya çalıştıkça dökülüyordu yanmayan fotoğrafların kenarları
köşelerine yakın yerlerine dokundukça dökülen küller
iz bırakıyordu biz yarım kalmış bir kadının sarhoşluğunu bırakıp çıkarken odadan
ikisiyle de yatmıştı para karşılığı sevişirken sevgiliden daha güzel
ikisini de kendine aşık etmişti başkalarının kollarına koşarak giderken
eski sevgilinizi hiç bir köşede otururken gördünüz mü
cebinizdeki bir kağıdı yere düşürüp ıslattınız mı
kadını nereye götürdüğünü hiç sormadım
bir daha da görmedim zaten
biz mağazaya girerken o yoktu yanımızda
boğazını kesen kasadaki kadını güldürdü
gülerken göğsünden aşağı kan boya gibi süzüldü
elimdeki kırık ütüyü gösterip bak dedim bu adama dikkat et
cevap verseydi belki anlardım onun kurtulma ihtimalinin olduğunu
ama susup göz ucuyla katilin resmini çekti
ateşin her köşesini yakamadığı bir resim çizdi
evet biz anlaştık cahil insanları öldürmek için
onlara öğretmek zor geldi üstelik para alıp vermiyorlardı
sağı solu kasa olan dükkanlarımız olsun istedik
toprak eskiydi caddeler yeni çıplak ayaklarımla temizledim yolu












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder