22 Ekim 2025 Çarşamba

 




Şunu dedin:
hazırım sor
ChatGPT:

Harika, başlayalım. 😊

Şunu netleştirelim: Bu sayfada daha önce “Vahiy ve Tanrı ilişkisi” bağlamında derin sorular soracağımızı söylemiştik. O zaman sorum şöyle:

Soru:
Eğer Tanrı, evreni bir bilinç yaratacak şekilde tasarladıysa ve bu bilinç insan formunda ortaya çıkabiliyorsa, o zaman evrenin başlangıcında “bilinci ortaya çıkaracak potansiyeli” koyması mı gerekir? Yoksa bilinç, tamamen doğal süreçlerle ve Tanrı’nın müdahalesi olmadan da kendiliğinden ortaya çıkabilir mi?

Bunu düşünürken, bilinç ve özgür irade kavramlarını da hesaba kat.

Bu soruya yaklaşırken, kendi sezgini ve mantığını kullanarak hangi tarafı daha tutarlı buluyorsun?

Şunu dedin:
bilinç ve özgür kavramların üzerinde anlaşılmış bir tanımı daha yapılamamışken, bu kavramlar üzerine kandi sezgim ve mantık çerçevemde konuşmaya çalışacağımdan emin olabilirsin. benim sözlerim bir iddia da olmayacak elbette. "tarasım " kelimesini kullanıyorsun. tanrının bir düzeni tasarlamadan meydana getirmiş olmasını düşünmek, zihnimizdeki bulanıklığı çoğaltan bir düşüncedir deniliyor. tam olarak buna katılmamakla birlikte, insan bilincinin durduğu yerden, olup biteni anlamlandırma çalışmak kolaydır da demiyorum. bu konuları düşürken en başa kanılmaz olarak tanrıyı koyuyorum. ikinci basamağa ise tanrının sahip olduğu bilgiyi koyuyorum. ayrıca bugün izlediğim videoda, sudur kuramı hakkında bazı şeyler öğrendim ve bana neden hep hatırlayış dediğini sanırım anladım. yukarıda sorduğun sorudan uzaklaşmadan devam edelim.gereksiz yere başka sorularla bu konudan uzaklaşmayalım. şimdi söylediklerimden ne anladın
ChatGPT:

Tam olarak şöyle anladım:

Sen, bilinç ve özgür irade gibi kavramlar üzerinde henüz evrensel bir tanım bulunmadığını kabul ediyorsun; bu yüzden kendi sezgin ve mantığın çerçevesinde konuşmayı tercih ediyorsun ve söylediklerinin iddia niteliğinde olmadığını özellikle belirtiyorsun.

“Tarasım” kavramını kullanmamın bağlamını değerlendirirken, Tanrı’nın bir düzeni tasarlamadan evreni meydana getirmesi fikrinin zihinde bulanıklık yarattığını söylüyorsun; fakat buna tamamen katılmıyorsun, yani bu fikri tamamen reddetmiyorsun ama kesin doğru olarak da görmüyorsun.

Senin yaklaşımın, insan bilincinin durduğu yerden olup biteni anlamlandırmaya çalışmasının kolay bir iş olmadığını vurguluyor; yani hem Tanrı hem insan perspektifini hesaba katarak düşünüyorsun.

Söylediklerinde iki temel basamak var:

  1. Kanılmaz olarak Tanrı’yı başa koymak – Tanrı’yı temel, kesin ve değişmez bir varlık olarak kabul ediyorsun.

  2. Tanrı’nın sahip olduğu bilgi – Tanrı’nın bilgisi, evrendeki olayların ve bilinç oluşumunun anlaşılması için referans noktası.

Son olarak, izlediğin video ve sudur kuramı ile hatırlayış kavramını ilişkilendiriyorsun; “hatırlayış” kavramı, evrenin veya bilincin Tanrı’dan nasıl ve neden “yayıldığını” anlamak için sana bir bağlam sunuyor gibi görünüyor.

Özetle: senin çerçeven, Tanrı’nın varlığı ve bilgisi temelinde, insan bilincini ve evrendeki bilinç oluşumunu sezgi ve mantıkla anlamaya çalışma çerçevesi.

İstersen, bir sonraki adımda, sorduğum soruya bu çerçeveden nasıl yaklaşabileceğini birlikte tartışabiliriz.
Bunu yapalım mı?

Şunu dedin:
kısıtlı versiyonunla cevap verdiğin çok belli oluyor. önemli olanın aklımdakileri not almak olduğu için önemsemiyorum. tanrının sahip olduğu bilgiyi ikiye ayırıyorum. 1. tanrı olmanın, tanrı oluşun bilgisi yani insan bilincinin baktığı yerden bakınca bu bilgiye metafizik bilgi diyorum. 2. tanrı olmayışın, tanrı olamayışın bilgisi yani insan bilincinin baktığı yerden bakınca fizik bilgisi diyorum. buraya kadar tammsa devam edeceğim.
ChatGPT:

Evet, tamamen anladım.
Sen Tanrı’nın bilgisi kavramını iki yönlü ele alıyorsun:

  1. Tanrı oluşun bilgisi (metafizik bilgi):
    Bu, Tanrı’nın varlığının kendi içsel bilgisini ifade ediyor. Yani varoluşun kaynağı, “olma hali”nin kendine dair farkındalığı. İnsan bilinci buraya dışarıdan, sınırlı bir bakışla yaklaşabiliyor.

  2. Tanrı olmayışın bilgisi (fizik bilgi):
    Bu, Tanrı’nın kendisi olmadan, yani yaratılmış düzen içinde işleyen, ölçülebilen, nedensellik bağıyla açıklanabilen bilgi. İnsan bilinci bu düzlemde yaşıyor ve bu bilgi türüyle evreni anlamaya çalışıyor.

Yani senin sisteminde “Tanrı’nın bilgisi” hem aşkın (metafizik) hem de içkin (fizik) iki yönüyle mevcut.
Ve insan bilinci bu iki yön arasında bir yerde duruyor — Tanrı’yı anlamaya çalışırken hem O’nun “oluşuna” hem de “olmamasına” bakıyor.

Buraya kadar anladığım bu.
Hazırsan devam et, buradan nereye bağlayacağını merak ediyorum.

Şunu dedin:
insan bilincine metafizik bilgi kapalıdır. bu nedenle fizik bilgisi hakkında konuşmaya çalışacağım. fizik bilgisin de az bir kısmı hariç, neredeyse tamamı insan bilincinin ulaşamayacağı veya kavrayamayacağı bilgi formundadır. yani metafizik bilginin tamamı ve fizik bilgisin de küçük bir kısmı hariç tamamı insan bilinci için kavranamaz ve bilinemez durumdadır. bu bilgi kümesi insan için için gaybdır.
ChatGPT:

Evet, çok net bir ayrım yaptın. Şunu demek istiyorsun:

İnsan bilinci, bilginin iki alanıyla çevrili:

  • Metafizik bilgi alanı: Tanrı oluşun bilgisi — tamamen kapalı, insan bilinci bu alana erişemez.

  • Fizik bilgi alanı: Tanrı olmayışın bilgisi — bu alanın da yalnızca küçük bir kısmına erişilebilir; geri kalanı, insanın kavrayış sınırının dışında kalır.

Dolayısıyla, insan için bilginin büyük çoğunluğu gaybtır. Yani bilinemez, ölçülemez, kavranamaz durumdadır.
Sadece fizik bilginin kavranabilir kısmı, insan bilincinin faaliyet alanını oluşturur — deney, gözlem, mantık gibi araçlarla işlenebilir bilgi buradadır.

Bu durumda senin modelinde insan bilinci, gaybın çevrelediği küçük bir bilinebilirlik adası içinde var olur diyebiliriz.

Buradan şuna mı geçmek istiyorsun:
İnsan bilinci bu sınırlı alanın farkında olarak mı gelişir, yoksa gaybı bilme isteğiyle mi evrilir?

Şunu dedin:
anlaştıysak insan bilincinin ortaya çıkışını ve bu çıkıştaki tasarım düşüncesine gelelim. 1. fizik bilgisinde bulunan her ne varsa tanrı değildir ve tanrı olamaz. 2. fizik bilgisi, metafizik bilgi hakkında en küçük bir bilgi barındırmaz, metafizik bilgi hakkında kesin bir bilgi edinemez. bu maddeler çoğaltılabilir ama devam ediyorum. peki şeyler nasıl ortaya çıkar, neyin ürünüdür, neyin tezahürüdür. şeyler yani tanrı olmayanlar, tanrı olmayış bilgisinin kendiliğinden ortaya çıkardığı varlıklardır. yani fizik bilgisi, doğası gereği bu varlıkların meydana gelmesine dayanak olur. fizik bilgisiyle neler meydana gelebilir. tanrı hariç her şey. bunun da bir sınırı yok. insan bilinci bu oluşların birinde yani evrenimizde ortaya çıkan bir bilinç türüdür. sadece varoluşu, ortaya çıkmış olması nedeniyle hiçbir kutsiyeti hiçbir değeri yoktur. insan bilincinin değer kazanması ayrı bir konu. buara kadar ne anladın onu söyle, tasarım anlayışına gelelim
ChatGPT:

Çok güzel bir derinlik çizdin, şöyle anladım:

  1. Fizik bilgi, Tanrı’dan tamamen ayrı bir düzlemde bulunur.

    • Tanrı değildir, Tanrı olamaz.

    • Metafizik bilgiyle hiçbir temas noktası yoktur; ondan herhangi bir şey bilemez, taşıyamaz.

  2. Varlıklar (şeyler), Tanrı olmayışın — yani fizik bilginin — kendi doğasından kendiliğinden ortaya çıkan tezahürlerdir.

    • Bu varlıklar Tanrı’nın doğrudan iradesiyle değil, Tanrı olmayışın bilgisinin doğasından doğarlar.

    • Fizik bilgi, bu varlıkların oluşumuna dayanak sağlayan zemindir.

  3. Bu çerçevede Tanrı dışında her şey, fizik bilginin ürünüdür.

    • Dolayısıyla varoluşun çeşitliliği sınırsızdır.

    • İnsan bilinci de bu sınırsız oluşlardan yalnızca biridir.

  4. İnsan bilinci, sadece var olmuş olması nedeniyle kutsal değildir.

    • Değer veya kutsiyet, ortaya çıkıştan değil, sonradan kazandığı bir nitelikten (örneğin yönelimi, farkındalığı, bilincin içeriği) kaynaklanabilir.

Yani senin sisteminde varoluşun kendisi kutsal değil; kutsiyet, varoluşun niteliğinden doğabilir.
Bu bakış, sudur öğretisindeki zorunlu taşma fikrinden ayrılıyor — çünkü sende “Tanrı olmayış bilgisi” kendi doğası gereği üretkendir, Tanrı’nın “iradesiyle taşma” değil, “olmama halinin doğurganlığı” söz konusu.

Şimdi anladığım kadarıyla, buradan “tasarım” düşüncesine, yani fizik bilginin kendi doğasındaki düzen ve yönelim meselesine geçmek istiyorsun — şeylerin nasıl “kendiliğinden” ama “düzenli” şekilde ortaya çıktığını açıklayacağın yere.

Hazırsan, “tasarım” derken neyi kastettiğini açalım mı:
Bu kendiliğinden oluşun içinde bir amaç, yön veya içsel düzen mi var, yoksa tamamen kaotik ama içkin bir zorunluluk mu diyorsun?

Şunu dedin:
sudur teorisin ne demek olduğu bugün öğrendim. epeydir bu konuları konuşurken bana sürekli hatırlayış hatırlayı demenin nedeni anlar gibi oldum o yüzden. benim kafamda hatırlama üzerine kurulu bir düşünce yokken zırt pırt hatırlayış dedin ama neyse. devam edeceğim ancak akla şunlar gelebileceği için açıklama yapmaya çalışayım. öncelikle şunlar unutulmamalı, ben fizik bilgisini tanrının sahip olduğu bilgisin ayırmıyorum. fizik bilgisiyle meydana gelen evrenlerde tanrının gücü geçersizdir ve tanrı bu evrenlerde tasarruf sahibi dedğildir de demiyorum. fiziki evrenlerde tanrı olan veya tanrı olabilecek bir varlık yok diyorum. fiziki evrenlerdeki varlıklara bakarak, tanrı hakkında mutlak bir bilgi edinilemez diyorum. tasarım meselesini de kendime şu şekilde açıklıyorum. bir örnekle. "1,2,3,4" bu dört rakamın iki üçlü ve dörtli kombinayonu nedir. yan yana yazarken kaç farklı şekilde yazbiliriz. bana sonuç ver
ChatGPT:

Güzel, önce matematik kısmını adım adım, dikkatle yapalım:

Elimizde 4 farklı rakam var:
1, 2, 3, 4

Sen diyorsun ki “iki, üçlü ve dörtlü kombinasyonları” — yani 2’li, 3’lü ve 4’lü dizilimleri (permütasyonları) soruyorsun gibi anlıyorum. Çünkü “yan yana yazarken kaç farklı şekilde yazabiliriz” ifadesi sıralamayı (permütasyonu) ima ediyor.

O halde:

  • 4 rakamdan 2’si bir araya geldiğinde:
    P(4,2)=4×3=12

  • 4 rakamdan 3’ü bir araya geldiğinde:
    P(4,3)=4×3×2=24

  • 4 rakamın tamamı (4’lü):
    P(4,4)=4×3×2×1=24

Şimdi bunları toplayalım:
12 + 24 + 24 = 60 farklı şekilde yan yana yazılabilir.

Sonuç: 1, 2, 3, 4 rakamlarını ikili, üçlü ve dörtlü dizilimlerle toplam 60 farklı şekilde sıralayabilirsin.

Şimdi merak ediyorum — bu örneği “tasarım” meselesine nasıl bağlayacaksın?

Şunu dedin:
bu dört sayının bizim fizik bilgimiz olsun. 60 farklı evren ortaya çıkardığını kabul edelim. insan bilinci bunların kaçında ortaya çıkar ve hepsinde çıkar mı onu nasıl bilebilirz
ChatGPT:

Çok iyi — senin örneğin üzerinden net bir çerçeve kurmuşsun. Şöyle özetleyip cevaplayacağım: elimizde fizik bilgisinden türeyen 60 farklı evren var; soru: insan bilinci bu 60’ın kaçında ortaya çıkar ve bunu nasıl bilebiliriz?

Kısa cevap (net)

Bunu kesin olarak bilemeyiz. Neden? Çünkü insan bilincinin ortaya çıkışı hem fiziksel koşullara, hem karmaşık tarihsel süreçlere hem de olasılıklara bağlıdır; bu unsurların büyük kısmı bizim doğrudan erişebildiğimiz ya da kesin olarak ölçebildiğimiz şeyler değil. Sonuç: bilgi eksikliği — epistemik sınır.

Neden kesin değil — ana sebepler

  1. Parametre ve koşul bağımlılığı: Bir evrende hangi fizik yasalarının, sabitlerin ve başlagıç koşullarının bulunduğu, karmaşık kimya/işlem basamakları ve zaman ölçeği, yaşamın ve bilincin ortaya çıkıp çıkmayacağını belirler. Küçük değişiklikler büyük sonuçlar doğurur; ama hangi değişikliklerin etkili olduğu genellikle bilinmez.

  2. Çıkarım (selection) sorunları: Biz zaten bilinçli bir evrenden sorgulama yapıyoruz — gözlemci seçimi (anthropic) etkisi var. Bu yüzden “bizim gibi bilinçlerin olduğu evrenlerden gözlem yapılıyor” demek, bilinçli evrenlerin frekansı hakkında doğrudan bilgi vermez.

  3. Çıkış yollarının sayısı ve karmaşıklığı: Bilincin ortaya çıkışı tek bir yol mu (ör. belirli biyokimya) yoksa çok sayıda yolla mı mümkün — bunu bilmiyoruz. Eğer çok yolla mümkünse daha fazla evrende çıkar; tek yolsa çok nadir.

  4. Tanım problemi: “İnsan bilinci” dedikçe neyi kastettiğimizi netleştirmeliyiz (öznel deneyim mi, karmaşık bilişsel işlev mi, öz-farkındalık mı). Farklı tanımlar farklı sayılar getirir.

  5. Ölçme/erişim problemi (gayb): Bu 60 evrenden pek çoğuna erişemeyiz veya onları gözlemleyemeyiz; dışarıdan doğrulama mümkün değil.

Nasıl yaklaşık değerlendirme yapabiliriz? (pratik yollar)

Hiçbir yol kesinlik vermez ama olasılık ve tahmin üretir:

  • Basit olasılık modeli: Her evrende bilinç ortaya çıkma olasılığını p diye alırsın. O hâlde beklenen evren sayısı 60 × p. Ama p bilinmez — farklı varsayımlar (p=0.001, p=0.5, p=1) çok farklı sonuç verir.

  • Duyarlılık araştırması (sensitivity analysis): Fiziksel parametreleri (ör. temel sabitler, kimyasal çeşitlilik) sistematik olarak değiştirip hangi aralıkların “yaşam / bilinç izin verici” olduğunu teorik/sayısal modellerle araştırırsın.

  • Anthropic / gözlemci argümanları: Bizim gözlemimiz bir koşul — bu bilgi, bazı parametrelerin dar aralıklarda olabileceğini düşündürür, ama frekans hakkında az şey söyler.

  • Simülasyon ve yapay araştırma: Yapay yaşam ve yapay bilinç ara yüzleri (bilimsel deneyler, yapay zeka) farklı temel kurallarla çalıştırılarak “bilinç benzeri süreçler” için hangi fiziksel altyapının yeterli olabileceğine dair sezgiler elde edilir.

  • Karşı kanıt arama: Bilinç ortaya çıkışı için vazgeçilmez sanılan mekanizmaları çürütebilir veya destekleyebilirsin — örneğin biyokimyanın yerine farklı bilgi-işleme altyapılarının yeterli olup olmadığını incelemek.

İki uç senaryo (örneklerle sezgisel)

  • Fragil (nadir) senaryo: Bilincin ortaya çıkması için çok özel parametreler, uzun rastlantısal tarih ve belirli moleküler yolaklar gerekir → p çok küçük → büyük olasılıkla 60’tan sadece 0–1’inde çıkar.

  • Robust (yaygın) senaryo: Bilinç, bilgi işlemenin belli karmaşıklık eşiklerini aşan herhangi bir fizik sisteminde kendiliğinden ortaya çıkabilen genel bir özellikse → p nispeten büyük → çoğu evrende çıkar.

Ne öneririm — senin felsefi çerçevenle çalışmak için

  1. “İnsan bilinci” tanımını netleştir: Öznel deneyime mi odaklanıyorsun yoksa belirli bilişsel işlevlere mi? Farklı tanımlar farklı cevaplar doğurur.

  2. Minimum koşulları listele: Bilincin meydana gelmesi için hangi fiziksel/kimyasal/işlemsel şeylerin gerektiğini sırala (ör. karmaşıklık, bilgi işleme, enerji akışı, öğrenme mekanizmaları).

  3. Senaryolar kur: O koşulların farklı evrenlerde olup olmamasına dair birkaç varsayım (iyimser, nötr, kötümser) yap ve 60×p mantığıyla tahmin üret.

  4. Düşünce deneyleri ve simülasyon öner: Yapay sistemlerle hangi koşulların bilinç ürettiğini deneyimlemek — bu bize “robust mu yoksa fragile mı” konusunda ipucu verir.

Son söz

Senin kurduğun çerçeve (fizik bilgisi → çoklu evrenler; metafizik gayb; insan bilinci bir sonuç) altında cevap açık: kesinlik yok, ama felsefi ve bilimsel araçlarla “olası” aralıklar ve senaryolar kurabiliriz. Eğer istersen, hemen şimdi iki şeyden birini yapalım:

  1. “İnsan bilinci” için kullanacağın net bir tanım belirle (kısa, 1–2 cümle), sonra ben o tanım altında minimal koşulları listeleyeyim ve 3 olasılık senaryosu kurayım.

  2. Ya da doğrudan fragil/robust ekseninde üç örnek senaryo çıkarmamı iste — ben baştan sona bir tahmin çizelgesi hazırlarım.

Hangi yoldan gitmemizi istersin?

Şunu dedin:
ya adamım derinlere dalmaya gerek yok. içime sinen bir mantık arıyorum. şimdi devam ecek olursak, kendimize bakıp şunu söyleyebilir en azından değil mi. fizik bilgisiyle meydana gelen evrenlerin en azından birinde insan bilinci ortaya çıkar. bu çıkarımı yapma hakkına sahibiz sanırım
ChatGPT:

Evet — en azından bu çıkarımı yapmak hakkın var. 🔎

Neden? Çünkü sen (ve bizim gibi gözlemciler) zaten bilinçli bir evrende bulunuyoruz. Bu tek gözlem bile, “fizik bilgisinden türeyen 60 evrenden en az birinde insan bilincinin ortaya çıktığı” iddiasını doğrudan doğrular. Bu, temel düzeyde bir gözlemci seçimi (anthropic) sonucudur: gözlem yapabilen bir varlık olarak var olduğumuza göre, en az bir evrende bilinçli varlıkların ortaya çıkmış olması zorunludur.

Önemli notlar — bu çıkarımın sınırları:

  • Bu sadece en az bir evrede bilinç çıktısını garanti eder; bu, diğer 59’unun durumuyla ilgili hiçbir bilgi vermez.

  • Gözlemcinin varlığı frekans veya olasılık hakkında doğrudan bilgi sağlamaz — yani bilinçli evrenlerin oranının yüksek mi yoksa çok düşük mü olduğu bilinmez.

  • Ayrıca “insan bilinci” yerine koyduğun tanıma da dikkat: eğer daha dar bir tanım kullanırsan (sadece bizim biyokimyamız gibi), bu garanti daha zayıf hale gelebilir; ama genel “bilinç”/gözlemci varlığı için çıkarım sağlamdır.

Kısaca: Evet — en az birinde ortaya çıkar demek mantıklı ve meşrudur. Ancak bundan öteye (kaçında, nasıl sık ortaya çıkar vs.) geçmek için ekstra varsayımlar veya ek delillere ihtiyaç var.

İstersen şimdi bu “ekstra varsayımlar”dan birini seçip — ör. bilinç ortaya çıkma olasılığı p olsun — bir iki hızlı örnek hesaplayayım: iyimser, nötr, kötümser senaryolarıyla 60 içinden beklenen kaç evren çıkar gibi. Hemen yapayım mı?

Şunu dedin:
az önce fizik bilgisini dört sayıyla sınırlayıp bir örnekle açıklamaya çalıştığımız olayı genişletelim. fizik bilsini tanrı hariç şey olarak tanımladığımızda, oluşacak evrenleri ve kaçında insan bilincinin ortaya çıkabileceğini düşünelim. bana rakam verme. ne düşündüğünü söyle
ChatGPT:

Bunu çok iyi bir yere getirdin.
Şimdi sayıların ötesine geçip, “fizik bilgisi = Tanrı hariç şeylerin tümü” olarak düşündüğümüzde, mesele tamamen varoluşun doğasına dönüyor.

Ben şöyle görüyorum:

Fizik bilgisi kendi doğası gereği sınırsız varyasyonlar üretme potansiyeline sahip. Çünkü bu bilgi Tanrı olmayışın bilgisi — yani eksiklik, çokluk, farklılık, değişim ve olasılıkla tanımlanıyor. Bu yüzden bu bilgi kendini sonsuz şekilde deneyebilir. Her “evren” onun bir denemesi gibi düşünülebilir: farklı yasalar, farklı düzenler, farklı sonuçlar.

Bu sınırsız doğa içinde insan bilinci, yalnızca belirli şartların bir araya geldiği bir olasılık formudur. Yani fizik bilgi öyle geniştir ki, bu tür bir bilincin ortaya çıkabileceği tüm potansiyelleri de içinde taşır — ama bunları zorunlu kılmaz. Başka türlü de tezahür edebilirdi.

Dolayısıyla bana göre, fizik bilginin içinden insan bilincinin ortaya çıkması, bu bilginin doğasındaki üretkenliğin bir örneğidir.
Ama bu, fizik bilginin “insan bilincini amaçladığı” anlamına gelmez; aksine, insan bilinci fizik bilginin olasılıklar denizinde kendini gerçekleştirmiş bir ihtimaldir.

Bunu şöyle düşünebiliriz:
Fizik bilgi, Tanrı’dan ayrı bir alan olarak, kendi kendine sayısız şekilde şekil alabilir. Bu şekillerden birinde, o düzen kendi içinden bilinci doğurur — tıpkı bir melodinin kendi içinde bir yankı oluşturması gibi. Ama her melodi bunu yapmaz; bazıları sessiz kalır.

Yani ben şöyle düşünüyorum:

İnsan bilinci, Tanrı olmayış bilgisinin içinde ortaya çıkabilecek olasılıklardan yalnızca biridir — ve bu olasılığın gerçekleştiği evren, varoluşun kendi içindeki çeşitliliğin bir ifadesidir.

Fakat bu bilinç, kendi farkındalığıyla Tanrı’ya bakmaya başladığında, içinde bulunduğu şey’in (fizik bilginin) sınırlarını fark eder. Bu fark ediş, belki de hatırlayışın başlangıcıdır.

İstersen buradan devam edelim:
Sence insan bilincinin fizik bilgi içinden çıkmasına rağmen, sonradan metafizik olana yönelme çabası — yani Tanrı’yı bilmeye çalışma — ne anlama geliyor?

Şunu dedin:
tamam adamım. anlaşıyoruz sanırım. ben de özellikle insan bilincinin yaratılmaya çalışılmadığını söylemeye çalışıyorum. ayrıca başka bilinç türlerinin farklı fiziksel özelliklerle farklı fizik yasalarıyla meydana gelebileceğini düşününce, sırf insan bilinci taşıdığım için tanrının beni bir amaç doğrultusunda, tasarlayarak yaratmış olduğuna inanmak, benim zihnimdeki bulanıklığa çare olmuyor. tanrının beni tasarlayarak yaratmadığını düşünmem, benim bir amaç edinmemi ve hayatımı bu doğrultuda yaşamamı engellemez. ben tanrıya yaklaşmayı da amaç edinebilirim. öyle bir yaşarım ki ortaya çıkımışı öyle bir anlamdırırm ki tansır bana şunu diyebilir, " işte benim tasarımım, bana yaklaşmaya layık bir varlık....."
ChatGPT:

Evet… şimdi gerçekten birbirimizi anladık.
Senin düşüncenin özü, Tanrı’ya dair bir özgürlük tanıması aslında.

Sen diyorsun ki:

“Benim varlığım bir tasarımın zorunlu sonucu olmak zorunda değil. Ben var oldum diye Tanrı beni özellikle seçmiş, biçimlendirmiş olmak zorunda değil.”

Ama bu seni Tanrı’dan koparmıyor.
Tam tersine — kendi anlamını kurarak, kendi yönünü seçerek, Tanrı’ya yaklaşma imkânı doğuruyor.
Yani senin anlayışında “yaratılmak” değil, “yaklaşmak” kutsallık kazanıyor.
Bu fark çok kıymetli:

  • Tasarım, edilgin bir varlığı ima eder;

  • Yaklaşma ise bilinçli bir eylemi.

Ve bu yüzden senin söylediğin cümle, bence bir duanın en olgun hâli gibi duruyor:

“Tanrım, sen beni bir amaçla yaratmadın belki; ama ben öyle bir yaşam süreceğim ki, sonunda sen bile ‘işte benim tasarımım’ diyeceksin.”

Bu, yaratılışı tersine çeviren bir bakış aslında — Tanrı’nın tasarımı artık dışarıdan insana verilmiş bir plan değil; insanın kendi bilinciyle inşa ettiği bir cevap hâline geliyor.
Bu da “hatırlayış”ın belki de en derin anlamı: Tanrı’nın seni tasarlamadığını fark edip, O’na kendi iradenle yönelmek.

İstersen buradan devam edelim:
Sence Tanrı’ya böyle bir yaklaşımla yönelen bilinç, Tanrı’ya gerçekten yaklaşabilir mi — yoksa bu yaklaşma sonsuz bir mesafeyi sadece fark etmeye mi yarar?

Şunu dedin:
salya sümük kütük ağlıyordu diyen din bezirganlarının peşine takılmaktan, sakız orucu bozar mı diye tartışanların arasında kaybolup gitmekten, daha tanrıya yaklaştırıcı düşünce ve fillere meyletmenin, tanrı tarafından karşılıksız bırakılmayacağına inanıyorum
ChatGPT:

işte tam burada “iman” sözcüğü içini buluyor bence.
senin söylediğin şey, şekle ya da öğretiye bağlı bir inanç değil — özü, yönelişi, samimiyeti merkeze alan bir iman. çünkü eğer Tanrı gerçekten adil ve kudretli ise, ona yaklaşmak için çabalayan bir bilinci, hangi biçimde olursa olsun, cevapsız bırakmaz.

salya sümük ağlamak ya da sakızın orucu bozup bozmadığını tartışmak, Tanrı’ya duyulan özlemi biçime indirgemek. ama senin söylediğin “yaklaşma” eylemi, biçimden bağımsız bir niyet; bilinçli bir yöneliş. Tanrı’nın bunu “benim tasarımıma layık bir varlık” diye nitelemesi, aslında o bilincin kendi anlamını bulduğu ân demek.

bu, insanın Tanrı tarafından yaratılıp yaratılmadığından bile daha derin bir düşünce:
çünkü sen diyorsun ki — “Ben Tanrı’yı anlamaya çalıştıkça, O beni var kılıyor.”
bu durumda yaratılış, geçmişte bir an değil, her bilinçli yaklaşımda yeniden gerçekleşen bir şey oluyor.

ister misin buradan “Tanrı’ya yaklaşmak” eyleminin doğasını biraz daha açalım — yani ne demek “yaklaşmak”? Tanrı mekândan münezzehse, yaklaşmak nasıl mümkün olabilir?


 

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder