24 Ocak 2026 Cumartesi

 

 

 ...

 

 

Tevhid inancı ve Tanrı kavramı, bir vahiy paketi gibi dışarıdan dayatılarak değil, insan aklının putlardan arındırılmasıyla doğal olarak ortaya çıkar. İnsan önce gökyüzündeki cisimleri, gücü, parayı, iktidarı ve doğayı Tanrı olmaktan çıkarır; yani Tanrı’nın ne olmadığını belirler. Bu negatif eleme yapıldığında Tanrı artık nesneleştirilemez, paylaşılamaz ve çıkar üretmez bir referans hâline gelir. Bu noktada akıl zorunlu olarak Tanrı’nın bir ve aşkın olması gerektiği sonucuna ulaşır; tevhid böylece bir dogma değil, mantıksal bir zorunluluk olur. Ardından Tanrı’ya hangi niteliklerin yakışacağı sorusu ortaya çıkar ve yine aynı mantık işlemeye devam eder: güç, servet ve zorbalık Tanrı’dan koparıldığı için Tanrı adalet, merhamet ve iyilikle anılmak zorunda kalır. Böylece Tanrı’nın ahlâkî içeriği de dışsal bir öğretiyle değil, tevhidin kendi iç tutarlılığıyla şekillenir. Bu çerçevede vahiy, aklı devre dışı bırakan bir fısıltı değil, akıl putlardan arındığında kendiliğinden görünen bir hakikat olur.

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder