2 Şubat 2026 Pazartesi

 

 

 

Öncelikle bu anlatıyı tam olarak metafizikten ayırarak düşünmeye çalıştığımı tekrar hatırlatayım. Okült, metafizik, “okuspokus” yok bu olaylarda. Elbette metaforlar, benzetmeler ve bazı ipuçları var; ama ben bunların gerçek hayattaki olası karşılıkları üzerinden yola çıkarak bir senaryo kurmaya çalışıyorum.

Biraz uzun olacak, dağınık olacak ama sorularına dair ne düşündüğümü söylemeye gayret edeceğim.

Bu anlatı, tevhid inancına bağlı bir devrimci gençlik hareketine dair bir anlatı olabilir. Zaten efsaneleşmiş bir olay ama ayrıntılarına dair sağlam bir bilgi yok. Bu hareket bastırıldığı için izleri de silinmiş, eklemelerle bağlamından koparılmış.

Anlatıdaki ipuçlarından çıkardığım sonuca göre –ki bu benim şahsi çıkarımım– bu olay Mısır’da, firavunlar zamanında geçiyor. Büyük ihtimalle Yusuf peygamberin zamanında ya da Yusuf peygamberin ölümünden sonraki ilk yıllarda ortaya çıkmaya başlamış bir hareket bu. İbrahimî geleneğin Mısır’daki ilk kayda değer etkisi olarak da görmek mümkün. Tevhid inancı, Mısır yönetiminde ilk kez kendine bir alan açıyor. Ben bunu Yusuf peygambere bağlayabiliyorum.

Fakat Yusuf öldükten sonra ya da firavun hanedanı değiştikten hemen sonra bu hareket sekteye uğruyor. Hatta bu harekete üye olanlar, destekleyenler şiddetle yok edilmeye çalışılıyor. Sayısını bilmediğim genç bir ekip hem canlarını kurtarmak hem de mücadeleyi sürdürebilmek için şehirden uzaklaşıyor ve güvenli alanlara çekiliyor.

İşin ilginç yanı –burayı özellikle önemsiyorum– tevhid inancına bağlı kişiler tamamen saraydan ve yönetimden uzaklaşmıyor, uzaklaştırılamıyor. Bu noktalarda kalanları mücadelenin diğer cephesinde yer alanlar olarak okuyabiliyorum. Bunlar, şehirden uzaklaşan gençlerle aynı düşünceyi paylaşan ama bunu açığa vurmayan kimseler. İç cephede, niyetlerini ve inançlarını kamufle etmiş tevhid inancına bağlı kişiler.

Tevhid inancı hareketinin ilk sekteye uğrayışından sonra bu kişilerin yaptığı en önemli iş bence şu olmuş olabilir: Tahta geçen firavun, kendisinden önceki firavunun mirasını ve izlerini silmek için çalışmış ve bunu da büyük ölçüde başarmış. Bu hep böyle olmaz mı zaten? Sarayda kalan ekip de buna karşı tedbir almış.

Onlar için bu çok zor değil, çünkü dediğim gibi bu kişilerin pratiği İbrahim’e kadar uzanan bir pratik. Bu kişilerin saraydaki işi ne olabilir sorusuna net bir cevap veremeyeceğimi biliyorum ama aklıma şunlar geliyor: Mumyalama uzmanları vardı aralarında. Mumyalama, defin, mezarlık işleriyle ilgileniyor olabilirler. Belki içlerinden bazıları hiyeroglif ve astronomi işlerine de bakıyordu.

Sarayda kalanlar ile şehirden çekilen gençler arasındaki iletişimi sağlayanların bu mumya işlerine bakanlar olduğunu düşünüyorum. Şehirden uzak bir mağaraya yerleştirdiler bu gençleri ve orada saklanmalarını sağladılar. Bu mağara büyük ihtimalle bir mezarlık ve girişinde bahsedilen köpek figürü vardı. Bu figür korkuyu tetikliyordu. İçeride sayısız mumya vardı. Dönem insanı için algının dorukta yaşandığı, ürkütücü bir atmosferdi burası. Soyguncular dışında halk bu tür yerlere girmezdi. Kokutucu, ürkütücü ve aynı zamanda yasak alanlardı.

Saraydakiler bu gençlere bilgi taşıdı, tarih taşıdı. Baskılardan ve müdahalelerden arınmış bir arşiv meydana getirdiler. Onu çoğalttılar ve farklı korunaklı yerlere de taşıdılar. Bu nesiller boyu sürdü.

Güneşin sağa sola gitmesini ben hanedan değişikliğine bağlıyorum. Bilmiyorum, Mısır hanedanları arasında da böyle bir rekabet sonucu oluşmuş, sağ-sol kavramına benzer bir kutuplaşma var mı, araştırmadım. Ama hanedanlar değişiyor; her gelen hanedanın tanrı kavramı tevhid inancından uzak. Fakat ne saraydakilerin ne de o gençlerin buna kulak verdiği yok. İçlerinden “he” deyip geçiyorlar.

Güneş burada iktidar demek. Zaten güneş onlar için meşruiyet kaynağı. Güneş yani taht, bir o yana gidiyor bir bu yana. Sarayda gizlenenler uyanıklar ama bu sapkın işleyişe karşı ölü gibiler, uykuda gibiler. Onlar kaydediyorlar ve zamanın kendilerine yeniden imkân sunmasını bekliyorlar.

Hanedanlık bir sağa gidiyor bir sola, onlar da bir sağa gidiyorlar bir sola ama görünüşte. İçlerinde saklı tuttukları şey tevhid. Tevhid inancı hep 18 yaşında: canlı, diri ama üzerinde ince bir örtü var, fark edilmiyor. Mücadeleye devam ediyorlar. Sarayın tüm açıklarına hâkimler. Söyledikleri yalanları bir bir kaydediyorlar. Doğru zamanı bekliyorlar. Uyandıklarında yani tekrar harekete geçtiklerinde hiç ara vermemiş gibi kaldıkları yerden devam etmeye hazırlar; ki öyle de olduğu söyleniyor.

Anlatıda sayılar hakkında net bilgi vermek istemiyor metin. Yani aslında gizli bir hareket hakkındaki bilgiyi açıklamak istemiyor. Niye açıklasın ki? 300+9 meselesi ise dediğin gibi güneş takvimi–ay takvimi farkı gibi. Bilinen, bilindiği sanılan tarihin temsilcilerinin coğrafya değiştirdiğine bir atıf olabilir.

Para konusunda da şunu söyleyebilirim: Saray dışında bu bilgi ve tarih biriktirilirken bir miktar para da biriktirilmiş olmalı. Tekrar harekete geçince her şeyi öpücükle başaramazsın. Para ister bu işler.

Evet, dağınık oldu yine.

Şimdi anlatıyı bir yere bağlayayım ve ne düşündüğümü söyleyeyim: “Uyanış”, yani mağaradan çıkış ne zaman oluyor dersen, bence bu Musa ile oluyor. Musa’nın saraya girişini organize edenler sarayda gizlenenler olabilir. Hatta onu bu işe hazırlayan, dağdaki ateşi yakan, Harun’u Musa’yı göz önünde tutmak için seçen, yerel bayram gününde firavunun büyücülerinin küçük düşmesini sağlayan, gelgit hesaplarla firavunun boğulmasını organize eden…

Kısaca Mısır’dan çıkış olayını organize edenler bence bu saraydaki tevhid inancına bağlı kişiler ve onlarla aynı yolda yürüyen saray dışındakiler.

Yorum mu, spekülasyon mu, komplo mu? Hepsi var, adamım. Ejderhaya binip Tanrı’yla pazarlığa gitme tarzı fikirlerin bende bir karşılığı yok. 500 sene uyuyup uyandıktan sonra yalın kılıç fethe çıkma düşüncesi de bana uymaz. Bana yukarıda anlattığım senaryo daha mantıklı geliyor.

Bilmem anlatabildim mi.

 

 

 “Metafiziğe boğulmuş anlatılarda debelenen biri,
aklını kullanarak zulmeden haydutlara karşı koyabilir mi?
Çok bekler ejderhaları, kanatlı melekleri…”

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder