18 Ekim 2015 Pazar

kadının dekoltesine minisine gözü kaymayan erkek





senin için bir değeri/önemi yoksa
benim de sikimde değil demek istiyordur







para insan hayatından değerlidir



yaklaşık yirmi yıl önce
açık sözlü bir avukat tarafından
bana söylenen söz
devamı daha da açık
"adam öldürseydin daha az ceza alırdın"





para puşta yakışır





para canımdan kıymetli miydi ?
hayır yedim gitti
kime gitti ?
cebinde olan puşttur
kefenin cebi varsa
dedeleri de puşttur






türkiye'nin en iyi tarihçisi





sanki kripto kleransınız var
kitaplardaki tarih hakkında ne bilebilirsiniz ki ?






türkiye'den siktir olup gitmek





tanrım neden buradayım dedim hep
dünyaya gözümü burada açtım
hala gider gezerim büyüdüğüm yerleri
eminim her yeri ayrı güzeldir yarattığın dünyanın
her biri ayrı güzeldir aslında insanlarının
avuçlarım burada yüzüldü
dizlerim burada kanadı
tozunu yuttum çamuruna da battım
ama burada ayağa kalktım
biliyorum arzın geniş
birgün gitmem gerekirse
bu sevdiğim sevildiğim topraklardan
ne olur kalanlara dost ol
onları yalnız bırakma
güveniyorum sana







tarihteki ilk rezalet





kendini tanrıdan çok sevmek
kendini tanrı kadar sevememek
aslında kendini sevmemek




sağcının merhametlisine solcu denir




sağcının merhametlisine solcu denir









maden şehidi





taşkömürünün yaşadığı bölgeden köle çıkar
kölelerin bayramı olmaz









beni güldürdüğün gibi gülme
dayanamazsın







isyan





kızdığım için polis
reklam için asker öldürebilirim
ama isyan edeceksem
kalemimi çekerim

ve çalarım hakkını veremediğiniz kaleminizi
aklımın erdiğinden beri






sözlük yazarlarının rüşvet verme anıları




yağmur yağıyor
aslan gibi kafesteyim
sıçan gibi ıslanmak için neler vermezdim
çay demledim
annemin benim için yaptığı çöreklerden vazgeçmeliydim
zile bastım
ne var dedi zındancı
demlikle çörekleri gösterdim
helal olsun dedim rüşvet sayılmaz
kurulanıp ranzaya uzandığımda
kimsenin özgür olmadığını fark etmiştim








narsist kişilerle baş etme yöntemleri





iki çeşit ayna vardır
biri taştan
biri benden
taşı çekiçle kırabilirsin
ama beni kıramazsın
neden mi
ben seni senden önce yok sayabilir





umursamaz bir insan olmanın yolları




birini umursamak mı istiyorsun ?
hadi git umursa o zaman
çarığını kanıyla doldururlar adamın









tübitak'ın sosyal bilim öğrencilerine burs vermesi





itiştikleri konuya bak
sen yiyen ben yicem
o yemesin bu yesin
hepiniz başınızı yeyin
sizden bi bok olmaz
pozitifmiş yok değilmiş
benim bilimim senin bilimini döver
ulan ne yapıyorsanız iyi yapın
yurt dışına giden türkiye üçüncü sınıf ülke diyor
hak vermemek mümkün değil
al pozitifini vur negatifine
sıfır hepinize sürünün




ölen kişi ve geride bıraktıkları




bir takvim yaprağı







yok var edilmek için mi yaratıldı ?





yok var edilmek için mi yaratıldı ?



bilinç




o gözünü açtığın kuytudan çıkana kadar
kardeşlerine sarılıp uyudun
annen niye gelmedi bilmiyordun
sen kardeşlerinden büyüktün
önce zayıf olanını yedin o en küçüktü
bunu hepsi uyurken yaptın
anneni de birileri yemiş olmalıydı
kardeşlerini bir bir yedin
susadıkça kanlarını emdin
o kuytuya gelen yaralı kim varsa yedin
o kara gözlü kardeşlerinin gözbebeğindeki kendini
asla unutamadın
seni yemeye geldiklerinde korkmadın
sen ademin çığlığı olup geri gelecektin
...

"egoistlerin iyi bir yanı vardır
başkaları hakkında konuşmazlar"

lucille









ağlamak için yalnız kalmayı beklemek





esaslı bir ağlama için
yanında sana ağlama diyecek birinin olması gerekir
onun da gözleri yaşarmalı sesi titremeli ki
ne varsa akıp gitsin soğuk yanaklarından
ardından derin bir uyku harika olur
hiç uyanmamanın rüyasını görerebilirsin belki





ılık akşam rügarının başaklar arasındaki resmi




alçak uçan kuşların ani duruşları duygularım





beni neden sevmediklerini buldum




alternatif akım gibiyim çarpıyorum
fakat o boku da bensiz yiyemiyorlar işte
terkedilince ciyak
ciyaklamakla kalsalar iyi
hepsi birer bokatara dönüşüyor uyandıklarında
alışkan olmadıkları şeylere alıştırıyorum onları
benim torbacım benim
taklit edilebilecek olsaydım her şeyi severdim
sevmeyin lan sizden para isteyen mi var







ankara




bir alacağım var ankaradan
hepsi bu





30 yaşında bekar kadın



umutsuzluğun kalbine batar iğnesi aynaların
okyanusa düşen bir kan damlasıdır
otuz yaşında bekar kadın



yuvarlağın köşeleri






bütün köşeleri almanın imkansızlığını anlatır
köşe kapmaca oynamak isteyenlerin hevesini kursağında bırakır
köşe dönme meraklılarını dolap beygiri gibi döndürür
kısaca öldürmez hayal dünyasında yaşayanı süründürür







tanrıya ihtiyaç duymuyorum





bir okul bahçesinin yanından geçtiğinizi düşünün
çocuklar neşe içinde oyun oynuyorlar
öğretmenleri ise bir kenardan onları izliyor
çocuklardan biri yere düştüğünde
diğer çocuklar onu kaldırıyor
biri sobelendiğinde itiraz etmeden ebe oluyor
kimse topu kucağına alıp vermem demiyor
tüm çocuklar sırasını biliyor ve haksızlık yapmıyor
şimdi bu çocuklar dese ki
biz güzel güzel geçinmek için
öğretmene ihtiyaç duymuyoruz
kim ne diyebilir
öğretmen neden onlara müdahele etmeden onları gözetliyor
her şey yolunda gittiği için
ne zaman içlerinden biri arkadaşına vurur
o zaman öğretmen müdahale eder
kime eder vuran çocuğa
neden eder
vuran çocuğun hareketi doğru değildir
müdahalesi kavga isteyen çocuğun iyiliği içindir
öncelikle öğrenemeyen öğrencinin öğretmene ihtiyacı vardır
öğretmen burada müdahale etmezse ne olur
kavga büyür
alın size günümüz dünyası
tanrı kavgayı seçenler için vardır
barış isteyenler zaten tanrı'nın halifem dedikleridir






affetmek





tanrım affedeceğin bir insanı ısrarla cezalandırmaktan korkuyorum
acımasız ve vicdansız kulların karşısında bana muhakeme gücü ver
en çok da kendimi bağışlamak istiyorum bana yardım et
beni kendimi affetmeyeceğim işleri yapmaktan uzak tut







imtihan





benim iyi biri olup olmadığımı öğrenmenizin tek bir yolu vardı
sonunda tanrıyı yaratmak aklınıza geldi de kurtuldum






umut fakirin ekmeği



umut benim ekmeğim değil
züppenin şapkadan çıkardığı tavşan







albert camus





ben senin kalbinde kaybolmuş bir yabancıyım
kalbindeki sokak isimlerine yabancı
tanrı misafiri değilim çalamam hiçbir kapını




sövmek




tanrı anlatırken sövmedi diye
ciddiye almaz bazıları









kendi aralarında kürtçe konuşan kürtler





sırf bu yüzden yanlarında durmaktan nefret ediyorum
lan ne dediğini anlamayan biri var ortamda
ortak dil ne ise onu konuşursun
ya da kendi aranızda konuşun durun
anlamamı istiyorsanız sike sike türkçe konuşacaksınız
sizin için kürtçe mi öğreneceğim bu saatten sonra
japonca öğrenirim daha iyi









kuran okumak




ilk okumaya başladığımda bir şey anlamadım
sonra okurken gözlerimi kitaptan çevirip boş boş bakmaya başladım
daha sonra okuduklarımın bir kısmı beni korkuttu
okurken gözlerimi etrafta gezdiriyor
bu insanların hiçbir şeyden haberi yok diyordum
müthiş bir açlık duygusu kaplıyordu benliğimi
artık kimin ne yaptığıyla pek ilgilenmiyordum
sürüden ayrılırken kurtların benden korktuğunu fark ettim
çelişkilerle boğuşuyor kendimle kavga ediyordum
bu kitabı okumanın tek bir kuralı vardı
vicdanındaki ses ile tanrının sesi tartışırken
sana düşen sadece dinlemek
en nihayetinde bir çeviri okuyorsun
çeviriyi kusursuz ilan edersen onu tanrı yaparsın
farklı çevirilere yöneldim haliyle
kimsenin müslüman olmadığını fark etmem uzun sürmedi
öyle bir ortamda müslümanım demek
bütün saçmalıkları kabul etmek olabilirdi
sizin ki müslümanlıksa ben değilim demek imansızlık
baklava çalan çocuğun elini kesmek saçmalıktı
fakat toplanan vergiyi çalan bakan bozuntusunun
elini kesmek bana makul geldi

burada elini kesmekten
kamuyu ilgilendiren tüm işlerden elini kesmek/uzaklaştırmak
zararı ödetmek anlamı da çıkabilir
amaç zulme engel olmak
ona bir daha güvenmemek
sorumluluk vermemek
oysa öyle mi
mahkemelerden çıtır cezalarla yırtıp
paraları çatır çatır yiyorlar






hayal peşinde koşarken kaybolmak




madem bu şekilde kaybolacağım
neden uzaklara gitmeyeyim
sürekli aynı yerde kaybolmaktan nefret ediyorum
kapı kapatmaktan başka ne işe yararsınız siz
güvenmeyin bana artık sevmiyorum beklentilerinizi
eğer gerçekten hayalse bile bırakın beni
artık uzaklarda kaybolmak istiyorum
duvarlarınıza sarılın bundan sonra
ben sadece gitmek istiyorum
denizin karşı kıyısına
hikayelerimin yanına







dalgın dalgın yürüyordum
direğin dibindeki çöp poşetlerinin arasındaki kediyi
son anda fark ettim
bana bakıyordu kaçmaya hazırdı
ama duruşu bakışı bırak karnımı doyurayım der gibiydi
insan o an hareket etmeye korkuyor
önce bakışlarımı çevirdim sonra bedenimi
kaçtıysa bile vicdanım sızlasın istemiyordum
o yöne bakmadan yavaşça yürüdüm
gerçekten salağın tekiyim ben
korkutuyorsunuz insanı asıl siz korkutuyorsunuz
bir dediğiniz bir dediğinizi tutmuyor
hareketleriniz hep kafa karıştırıcı
dokuz dolambaçlı yolları geçeli yıllar oldu
gideceksem uzaklara gitmeliyim hepsi bu







yalnızlık




ipiyle kuyuya indiğin insanlar
hep yukarıda bekledi değil mi ?
ne bulduysan beğenmediler
o ipi üzerine bırakmadıkları için
onlara hep güvenmiş olman
senin yalnızlığın
susuzluktan ölmeyi göze almam
benim yalnızlığım






soruşturma



beni insanlar arasında fahişelere sorun
ruhunu satanlara değil



uzaklar




uzaklara gitmenin tek yolu uyumaktı
bu yüzden en büyük hayali
bir daha hiç uyanmamaktı



bir kadın için bütün kadınlardan vazgeçmek




geçmişte bir kadın için bırak diğer kadınları
kalan tüm canlılardan vaçgeçtim
bilen bilir özellikle işleri bozulanların içinde hala yaradır
kurduğu bir cümle için yaptım bunu
bir kağıda dört kelime yazmıştı hepsi bu
yıllar sonra eline geçtiğinde hırsından paramparça etmiş
o günün akşamında verebilseydim o notu
şimdi gerçekten dedeydim belki
onlar kadar rezilleşsem abi dediklerinizin kıçına parmak atarsınız










sadete gelmek




dünyanıza açılan pencereyi
ilgi alanıma alamamam eksikliğim olabilir
üzgün müyüm
belli değil diyebilirim
ama söyleyeceklerim var
ağızınızı iyi açın
çünkü tüm gücümle sıçacağım
tanrı bize bir kulp takmış
canımız onu çeker durur
peki ben ne istiyorum
siz tanrıyı istiyorsanız
ben onun yok olmasını istiyorum
-burada tanrı bana göz kırpıyor-
onu nasıl yok edebiliriz hanımlar beyler
amınızı götünüzü havayi fişek gibi patlatmak işinize gelmesin
o bunu istemiyor
ben size gönderilmiş bir elçi değilim
nefsime yenildiğim için çok acı çektim
içinde bulunduğunuz durum neye benzer
bir boka benzetemiyorum açıkcası
yıkılın yenilin umudunuzu yitirin
ben buradayım
-burada tanrıdan kopya çekiyorum-
aç kalın çaresiz kalın savrulun
çılgınlık yapın ağlayın
ama sakın unutmayın
unutamazsınız zaten
unutabilseydiniz size seslenmek beni sizden farklı kılmazdı
bana gelin
-işte şimdi seni tepeledim mevlana-
hahahaaaaaa
hala anlamadınız değil mi ?
bir türlü gelmek istemiyorum sadete
çok güzel sizin taptığınızı bırakıp ona yönelmek
o kim mi
söylersem biter oyun
ben bu oyunun bitmemesine bağımlıyım
boşalmayı bilmeyen canlılar
kimliğini cinsiyetini bızıklayan yaratıklar
girdiğiniz tepkime köle etmiş sizi
gel diyorum
mevlanaya giderseniz salaksınız
altıyüz sene sonra bana gelmeyin
sonradan aklınız başınıza gelirse
tanrı bilir yine salaksınız
bana gelen şimdi gelsin
kısa kesecektim oysa
seni seviyorum







17 Ekim 2015 Cumartesi

faresiz evde büyüyen kedi





oyuncak bir sevgilidir






girişim varlık yönetimi




bunlar mıydı hatırlamıyorum
geçmişte bir kartım patlamıştı
ana borcunu öderim faiz ne lan dedim
tamam dediler ödedim
şimdi aportta bekleyen altı yedi dosyam var
ulan şerefsiz oğlu şerefsizler
insan hayatının değersiz
paranın değerli olduğunu bana ve kalanlara göstermek için
beni zındana atan siz değil misiniz ?
hayatımı siktiğiniz için özür dileyip
al bu parayı helal et hakkını diyeceğinize
peşime mafyamatik tahsilatçıları göndermeye utanmıyor musunuz ?
elli yüzbin sizin için lira ne ki adiler
işsizim gidin işsizlik fonunda biriken paradan alın
devleti de hırsız bankası da
lan nasıl bir dümenin içine düştüm ben







kendi ayakları üzerinde durmak





onbinlerce işçinin sırtına çıkıp dik dururken
kendi ayaklarını kullanan patronu sikeyim
bir işe giriyorsun işçisin
işin omuzlarında sırtında birini taşımak
tependeki ister ayakta dursun
ister yan gelip yatsın
soru sormayacaksın
borç ödeyeceksin
zamanını onun ayakları üzerinde durabilmesi için heba edeceksin
bu mu lan kendi ayakları üzerinde durmak
devletten karşılıksız krediyi al
tezgahı kur
köleler gelsin
seni kudretli ayaklarının üzerinde onurlu kılsın
ekmeğini ben veriyorum diyerek bir de tanrıcılık oynasın
çalışsan da sürünüyorsun
çalışmasan da sürünüyorsun
toplumun büyük bir kesimi böyle
asıl kendi ayakları üzerinde duramayanlar kanını emiyor dünyanın










sevmeden sevişmek





yemek yemek nefes almak vs. doğal ihtiyaçlar
yerine getirmediğimiz taktirde ölüyoruz
sevişmek doğal ihtiyaçlar sınıfına girer mi ?
sevişmezsek ölür müyüz ?
sevişmediği için ölen var mı ?
ölüm orucu ile seks orucu arasında nasıl bir bağlantı var ?
sevmediğiniz bir yemeği yediğiniz gibi
sevmediğiniz bir insanla sevişebilir misiniz ?
içgüdülerimiz köreldiğinde ihtiyaçlarımız doğallığını kaybeder mi ?




-------------------------



"insan bir şeyi sevmeden anlayamaz" demiş goethe
sevişmeyi anlamak için seviştiğini sevmen gerekmez mi ?
sevdiğim kadınla sevişmeyi seviyorum
aksi taktirde sevişmenin ne anlamı var ?














çöl



kısırdır çöl
yiyecek çocuğunu doğuramaz
sulak bir vadi gibi bereketli değildir mevsimleri
tüketmiştir ömrünü savaşlarla
savaşan çocuklarını bir bir öğütmüştür kara karnında
karartmıştır onları yapışkan iştahıyla
onun özlemi ağıt yakan kalplerdir
çocuklarının ardından ağlamayı bilmez çöl
bulutları ağlatmak için yer çocuklarını kara toprak
uçmak isterken yıldızlara
hep takılır zincirlerim gri bulutlara
duymak ister acıklı sözlerimi hayat
ve ihtiyarların beklerken gözlerinin titrediğini hissederim
kara toprak bizi yemeden duyalım onunla
nasıl da güzel ağlıyor şu çocuk
bize ağlamayı unutturan bilgelik
bu çocukta bambaşka
hangi denize uzatsam kalemimi kurutur
korkudan titreyen sesim
hıçkırıklar içinde
ayıramam hıçkırıklarınızı
kötük de ağlar iyilik de
bir pencerenin önünde beklerim
ölüp gideceğim örtümü çekerken üzerime
nefesimi çiçek kokuları tutuyor içimde
giderken bıraktığınız çiçeklerin zamanını tutamayan ellerimle
kırık kaynamış kısa parmaklarımla yokluyorum yüzünüzü
ben gidemem ve kalmak istemez gönlüm
güneşin geçip gittiği bu pencerenin önünde
koşmak isteyen ağaçlar gibiyim
ayağa kalkmak istedikçe
toprak yer beni
parmak uçlarım bu yüzden ince
kırarlar kalbimi
bir kandili tutuşturacağız hepimiz
en çok bu ihtiyarları yak tanrım
en çok onları ve genç çocuklarını
yolunu aydınlatsın sana gelmek isteyenlerin









zerre





tanrı dilinde
olumlu ya da olumsuz
karşılığını hakkıyla bulacak olan
en küçük eylem

devlet dilinde sana yardım ederdim ama
şöyle yaptın böyle yaptın
yoksa niye sana yardım etmeyeyim
ben devlet babayım
lan belki de sen bana yardım etmekte çok geç kaldın
bir sonraki adımı atıp o zerreyi yerinden oynatmayacaktım
kısaca canım kıvırmak istiyor der devlet






devletin alacağından vazgeçmesi






gerekli makamlara rüşvet verildiği takdirde devlet alacağından vazgeçer
aksi takdirde devlet faiziyle geçirir
karar sizindir
ağlamayın boşuna






devletin asla borçlu olmaması





borç tanımını her an değiştirebilme yeteneğine sahip yasama organı vardır
sittinsene bir şey alamaz ölür gidersin
fazla üzerine gidersen de borçlu çıkarsın



hak etmek





hesap makinasıyla olmaz o iş
soytarı paşalar tepende beklerken yazdığın o kitabı da kaldır
şu ayakkabılarımı bir giy önce
biraz yürüyelim
ben ben olamadım
belki sen ben olmayı benden iyi becerirsin
ama oturduğun taburenin bacaklarını uzun tutmakla olmaz o iş
ben anlatamıyorum kendimi usulünce
belki sen usulün seni nasıl bozduğunu anlatabilirsin bana
esastan anlayabilmen için beni
önce bir süre sürünmen gerekir benimle







zaman




saatimdeki roma rakamlarını değişik karakterlerle değiştirdim
ve ara sıra onları birbirleriyle yer değiştiriyorum
işin ilginç yanı benim hiç roma rakamlı saatim olmadı








işçi sınıfı






işyerlerinde kendilerine bir tane bile iyi seçenek sunulmayan sınıftır
daha doğmadan toplum içerisindeki yerinizi belirleyen bazı kriterler vardır
eğer babanız işçi ise sizin de işçi olmanız kaçınılmaz diyebilirim
bazı yetekleriniz olsa bile bu siz büyüyene kadar köreltilir
ya da bozuk sisteme adapte edilip ezen insan pozisyonuna getirilirsiniz
kendinizi gerçekleştirmenize geliştirmenize izin verilmez
toplumun tüm yükü işçiler üzerine yüklenir
ve ülkenin zenginlik kaynaklarından en az faydalanan
hatta faydalanamayanlar yine işçilerdir
sendikalar işverenden taraf olup kendilerini kurtarma peşine düşer.
sendikalar işçiyi satar
kanunların tamamı işçilere köle gibi davranmak isteyen işverenden yanadır
işsizlik fonuna para kesilir maaşınızdan
fakat işsiz kalınca o para size verilmez
sağlık sigortası pirimi kesilir her ay
fakat hastaneye gittiğinizde sizden yine para alınır
şu an benim işsiz olduğum için diş tedavim yarım kaldı
ağızımdaki dişlerin yarısı yok
sağlık kuruluşları benden ödeyemeyeceğim kadar çok para istiyor
üstelik işsiz kaldığınız sürece de borçlarınıyorsunuz inanılır gibi değil
bu ülkede işçiler haklarını arayamaz
hakkını aramaktan korkarlar
haklarını aramaya çalışanların ise eline bir şey geçmez
köledirler
kaynak olarak görülürler
su kaynağı
petrol kaynağı
insan kaynağı
ölene kadar borç öderler
ah bir kendilerini bulabilseler
bu dünyanın tüm şerefsizlerini sikerler










çıkar






sana iyilik etmek çıkarlarımızla örtüşüyor
yoksa sen de hakkın da sikimizde değil
anladın mı insan kardeşim
şimdi havucu kovalamaya devam