17 Ekim 2015 Cumartesi
arif hikmet korkmaz
sabah sabah uykumu açtı bugün yazdığı yazı
iyi kaşımış eski yaralarımı
bakalım istediği gibi gaza gelmiş miyim
yaşadığım şehirin ağır ceza reisiymiş
tanışmamıza hiç sevinemedim açıkcası
konuyu biraz evvelinden alıp kısa kesmeye çalışacağım
idealizmin ne olduğunu bilmeyen bir genç olarak
sokaklarda geziyor evime gitmiyordum
bir abi kardeşlik türküsü dinliyordum o zaman
liseden yeni çıkmış serseri mayın gibi geziyordum
etrafımda bir sürü karanlık iş dönüyor
fakat hiçbiriyle derinlemesine ilgilenmiyor ilgilenemiyordum
pavyona gidiyor sabahlıyorduk
kocakafalı abimiz bunlar pezevenk para verilmez bunlara diyor
masaları birleştirdiğimiz halde para vermiyorduk
güneş doğunca pezevenkleri kumarhanenin kapısında karşılayıp
hoşgeldiniz diyorduk
keza tefecilere onlar yokken ağız dolusu sövüyor
kumar oynamaya geldikleride abicim çekiyorduk
pkk sempatizanlarıyla rüşvetçi polislerle uyuşturucu satıcılarıyla
bilimum suçlular arasında en doğru adamlar bizlerdik
kabadayılığımız sövdüğümüz adamlarla yüz yüze gelinceye kadardı
bu ikiyüzlülüğün içinde ayakta kalıp yolunu bulmak akıllı olmaktı
oysa bu çelişki benim adalete gerçeklere hayata olan inancımı sıfırlıyordu
içten içe isyan etmeye başlamıştım
sevdiğim bir kız vardı
benden bekleneni veremiyor
oyuna katılmadığım gibi oyunu bozmaya çalışıyordum
altınızda otomatik arabalar otomatik silahlar
iş adamlarında olmayan cep telefonları şekil para
hiç biri beni mutlu etmiyordu çünkü
bu iş iş değildi
bir pkk itirafçısıydı sanırım emin değilim
yanımıza geldi
aranıyordu
bu özelliği nedeniyle tüm pis işlere onu sürüyor
herkesi onunla korkutuyorlardı
bu anlattıklarımın arasında yıllar sonra fark ettiklerim var
arif hikmet korkmazla tanıştıktan sonra
birgün kocakafalı abimizin silahlarından birini alıp
bu aranan tiple birlikte bir karar aldık
bu iki yüzlü davrandığımız tiplerin karşısına dikilecektik
artık onlara abi demeyecektik
gerekirse çatışacaktık
o zamanlar meşhurdu bayrak dikeceğiz demek
bize bir araba lazımdı
bu aranan tip birinden alacağı olduğunu
gidip onun arabalarından birini alabileceğimiz söyledi
once bir meyhanede rakı içtik
sonra adamın yanına gidip arabayı istedik
vermeyince zorla aldık
neredeyse bütün gece karşısına dikileceğimiz adamları aradık
geceyarısı kimseyi bulamayınca ankaraya gittik
yoldaki hikaye uzun başka suça bulaşmadık ama
parasız kalmıştık
arabasını aldığımız adama ulaşacak birini bulduk telefonda
arabasını istiyorsa borcunu ödesin diye mesaj gönderdik
kabul etmiş ve parayı vermiş beklemeye başladık
bu arada üç kişi olduk
diyarbakırlı bir sabıkalı da geldi yanımıza
onun arabası vardı arabaya gerek yoktu
ayaş mıyıd kayaş mıydı oraya bıraktık
sıhhıyede buluşacağımız yere gittik
heryer polisti eylem varmış
silahı arabada bıraktım
onlar da kayaşa arabanın yanına gittiler
ben parayı alıp trene binip arabayı teslim edecektim
babayı aldım
adamı gördüğümde
iki elini göğsünde birleştirip parmaklarını açarak git git işareti yapıyordu
nereye gidiyorsun yedik kelepçeyi
polisler aranan tipi sordu
karşıdaki parkta burayı gözetliyor kaçmadan yakalayın dedim
yalan
arabalara binip diğer arabayı almaya gittik
arabayı kayaş postanesinin biraz ilerinine bırakmıştık
bu ikisi de kayaş postanesinin önüne çekmiş bekliyorlardı
polis arabasıyla önlerinden geçerken
ikisi de yağ gibi eriyip aktılar koltuktan
eğer söyleseydim neler olurdu neler
neyse
polatlıda karnımı doyurdular
bizim karede bulunan bir kişi ölmüştü trafik kazasında
onun haberini verdiler
kocakafa asıl darbeyi şimdi yemişti
karakola geldiğimizde tanıdığım polisler hücreye geliyor
bana bakıp gidyordu
içlerinden biri
içte şimdi bittin dedi
geçmişte yaptığın o güzel icraatlar da yalan oldu
derken hapisane mahkeme çıktık arif reisin karşısına
iki avukatım vardı
bir önceden tanıdığım bir kadın garson tutmuştu
bana kapitalist düzende para insan hayatından değerli demişti
diğerini kocakafa tutmuştu sahtekarın önde gideniydi
alacağımız almaya gittik diyecektim
müşteki şikayetçi değilim ama beni gaspettiler dedi
arif reis bağırıp çağıyordu
şu anlattıklarımın iki cümlesini söyleyemedim
dosyaya bakıp oniki sene altı ay yerleştirdi
sonra kocakafaya bakıp
kocakafa efendi bu kadar oldu dedi
-bu kocakafa bana hapisten çıktıktan sonra
biz seni kabadayı olsun diye hapisaneye gönderdik
sen şair oldun diyecekti
ve yine ankarada bir albayın olduğunu söylediği bir villaya götürüp
suç ortağımı benimle korkutacaktı
elimi kaldırmadım tabi ki
sen dön sen iyi dönüyorsun dedim sadece-
ardından bana döndü yanlış zamanda yanlış yerde olmuşsun
yargıtaya gönder belki bozar dedi
beş sene yatıp dört ay kala afla çıktım
askere gittim zor bitirdim
arif reis emekli olduktan sonra avukatlık yapmaya
ceza verdiği insanları savunmaya başlamıştı
rezalet mi diyeyim vicdan azabı mı bilemiyorum
işin korkunç yanı
cezaevinden çıktıktan sonra
aynı dosyadan tekrar yargılandım
ayaküstü hemen beş dakikada
oniki yıl altı ay cezam çok bulundu
üç seneye düşürüldü
beş sene yat sonra olmadı deyip üç sene ceza al
hay sizi yapacağınız soytarılığı sikeyim
ne yapayım şimdi elime silahı alıp
adaleti düzeltmeye mi çalışayım
sikmişim anasını yasasını
şimdi yine başımda bir bela var yargıtayda
iki orospu çocuğu polis ifitira atti
yine bir reis yerleştirdi cezayı
bu seferki ağır değil hafif reis ve kadın
akıl geçmez mahkemede
hakimler acizdir ceza veremez
duymadık görmedikçe
dosyayı koyarsın önüne
gerekeni yapar
rolünü oynar hepsi bu
vicdanı yoktur
övülecek bir yanları yoktur yaptıkları işin
öyle yapmasalar aç kalırlar
pazarda bile limon satamazlar
satanına da azîz mahmûd hüdâyî denir
beni sittir edin
beni ölümden başkası savunamaz zaten
ölüp gidince kurtulurum bu boktan hikayelerden
biraz uzun oldu
olsun kendim için yazdım
okuyanı da sikeyim
okumayanı da
11.10.2015 11:26
başlığı görünce dayanamadım
çok cezasını yattım reisin
tanrı yattığı yeri sevdirsin
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder