5 Eylül 2022 Pazartesi

9 - kaf - kamer - tevhid






KÂF SURESİ  ( 1 - 15 ) T

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ Kaf . Dile gelsin şanlı Kur 'an !
Kâfirler içlerinden bir uyanışa çağıran çıkmasını şaşkınlıkla karşılayıp
" Bu çok tuhaf bir şey " diyorlar .
Ve ekliyorlar ; " Ölüp toz toprak olduktan sonra tekrar dirilmek ha ?
Hiç olacak iş mi bu ? "
Biz toprağın onların cesetlerini nasıl çürüttüğünü çok iyi biliriz .
Yanımızda içinde her şeyi koruyup saklamış bir kitap vardır .
Doğrusu hak kendilerine geldiği zaman yalan dediler .
Kafaları ise aslında karma karışık .
Tepelerindeki göğe bir baksınlar .
Onu nasıl dayapıp süslemişiz , hiçbir gediği yok .
Altlarındaki yeryüzüne baksınlar ,
nasıl da yayıp sağlam dağlarla donatmışız ,
üzerinde her cinsten güzel bitkiler bitirmişiz.
Vicdanından gelen sesi görebilecek ve özünü hatırlayacak her kulun
O 'na yönelip ibret almasını sağlamak için . . .
Baksınlar gökten nasıl bereketli su indirip onunla bağlar bahçeler ve ekinler bitiriyoruz .
Baksınlar salkım salkım meyveleriyle şu uzun hurma ağaçlarına .
Bunlar kullara rızık olsun diyedir .
Onlarla ölü topraklara hayat veriyoruz , işte ölülerin dirilmesi de böyledir .
Önceki çağlarda Nuh 'un kavmi , Ress halkı ve Semud da bütün bunlar yalan demişti .
Ad , Firavun ve Lut 'un halkı da , Eyke halkı ve Tubba ' kavmi de .
Bunların hepsi gönderilen elçileri yalandılar ve haber verilip durulan afetlere yakalandılar .
İlk yaratma ile yorulup emekliye mi ayrıldık ?
Hayır , boyuna yeniden yaratmaya bir türlü inanamayan kendileridir . ]


yaratıcının kitabım dediği eserin
binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca yazıla geldiğini
en başından beri yok edilmeye çalışılarak karanlığa gömülmek istediğine inananlardanım
iyiliğin güzelliğin doğrunun ve de gerçeğin azılı düşmanları
bu yolda öylesine hesaplı hareket ettiklerini düşünüyor ve yaptıkları her zulümden sonra
öylesine kendilerinden emin bir şekilde
kendilerine yetecek olduğunu düşündükleri geçici şeylere sımsıkı sarılarak
var oluşun tek hakimi olduklarını öne sürüyorlardı ki
karşılarında yaptıkları haksızlıkları işledikleri günahları
en küçük ayrıntısına kadar hatırlatıp hesap vereceksiniz diyen birini gördüklerinde
tüm bu olanlara inanamadılar ve bir anlam vermekte çok zorlandılar
evvelden beri uyguladıkları zulmün kesin çözüm olduğuna şüpheleri yoktu
hakkın yanında yer alan masum insanları vahşice öldürmüşler
hikayelerini bedenleriyle birlikte toz edip havaya savurmuşlardı
işledikleri suçların karşılarına getirilmesi mümkün değildi
bu durumda onlara göre gözden kaçırdıkları bir şey
işin içinde bir iş vardı
ancak akıllarına ne bir olan yaratıcıyı ne de onun elçilerini getirmek istemiyorlardı
kendileri gibi bir hilekarın kurduğu kurnazca bir düzen olabileceğinden şüphelenerek
iyice yoldan sapıyorlardı
anlaşılan o ki doğrunun yanında yer alan bazı insanlar
yaratıcının yardımıyla bu kötülük düzenine karşı kendi yollarını çizmiş
ve bu doğrultuda bilgiyi koruyarak en güvenli şekilde aktarmış
korunan bu bilgi
zamanın insanlık için damıtarak bir kitaba dönüştürdüğü gerçeklerin özü
yani insanın özüdür
işin aslını kendilerine sakladıktan sonra etrafa hurafe ve yalan yayan zalimlerin rezil durumu
çok net bir şekilde ortaya seriliyor
toprakta çürüyenin ne olduğunu kendilerinden daha iyi bilenler olduğu hatırlatılıyor
bu hatırlatma karşısından zihinleri allak bullak olan inkarcılara
en güzel şekilde yaratılmış olan gökyüzüne bakarak yaptıkları planların kof olduğu
yaratılıştaki kusursuzluk ile
verdikleri yanlış hükümlerin asla birbiriyle uyuşmadığı gösteriliyor
aynı şekilde yeryüzündeki doğal düzenin
kesinlikle çirkin yalanlayıcı yaklaşımlarıya bağdaşmayacağı söyleniyor
ki bu doğru sözler karşısında kendilerinin bile için için inanmak istedikleri biliniyor
suyun dünyaya nasıl hayat verdiğini
onunla çeşit çeşit yiyeceklerin oluştuğunu gören herkes
bir yaratıcı olduğunu kolayca düşünüp davranışlarını sorgulayabilir
inkarcılara bu örnek verilerek şöyle denilmek isteniyor olabilir
katlettiniz gerçeğin üzerini örttünüz
bir daha karşımıza çıkmaz nasıl olsa diyerek günah işlediniz
ama bakın o tozdan çürüyüp dağıldığımız topraktan tekrak ayağa dikilerek karşınıza geçtik
bizi zamanında yalanlayıp yok saymaya çalışan ama başarılı olamayan
nice zalim kavmin başına gelenleri bildirmek için yine karşınızdayız
eğer uyarılarımıza kulak vermezseniz
benzer bir sona ulaşmakta olduğunuzu haber vermek için buradayız
yakıp yok ettiğiniz masum kişileri tekrar karşınızda görmeyeceğinizden emindiniz
ama bak yeniden doğmak dirilmek nasıl bir şeymiş size gösteriyoruz işte
ne yani
her şeyin sürekli yeniden peş peşe yaratıldığını bilmekle övündüğünüz bu dünyada
bizim bundan muaf olduğumuza yoksun bırakıldığımıza mı karar verdiniz
bu işin takipçisi biziz aklınızı başınıza alın
kendinize gelin abeciler


KÂF SURESİ  ( 16 - 23 ) •

[ Açın kulağınızı ! İnsanı Biz yarattık , nefsinin ona ne fısıldadığını çok iyi biliriz .
Biz insana şah damarından { HABLU 'L - VERİD } daha yakınız .
Sağlı sollu sağlamca akan iki kavuşturucu { İLTİKA } toplayıp attıkça
insanın söylediği her şey kendinde { LEDEYHİ } yankısını bulur .
Sarhoş eden o ölüm gerçeği gelince de ona işte , kaçıp durduğun buydu ' der .
Derken diriltici soluk eser ; işte sözü edilen gün buydu !
Her insan kendini kötülüğe sevk eden dürtüleri
ve bunlara şahitlik eden vicdanı ile beraber huzura gelir .
Ona ' Doğrusu sen bu günü unutup gitmiştin .
Şimdi perdeni açtık . Artık bugün bakışın daha keskindir ' denir .
İçindeki vicdanı dile gelerek " İçimde hâzır ve nazır olan işte buydu " der . ]


kalbin tüm vücuda kan pompalayışı
devirdaimi sürdürecek şekilde kesintisiz atışı
bu döngüde beynin işlevini sürdürebilmesi için kana muhtaç oluşu
yaratılışın maddi ve manevi yönleri arasında büyük bezerlikler olduğunu gösteriyor olabilir
bilginin dolaşımı sırasında maruz kalacağı bozunma
tekrak çıkış noktasına varmadan önce tabi tutulması gereken arınma
ve bu bilgiyle amel edecek olan insanın vereceği kararlar
kan dolaşımının izlediği yol örneklenerek açıklanmak isteniyor sanki
bilgi aktarımının ilk görevlileri elbette vahiyle ilk kez tanışan elçiler
ve elçilerin etrafını samimiyetle saran dürüst mert dirayetli kişilerdi
insanın yaratılışındaki en önemli hususlardan biri
soran sorgulayan zihnin üzerine aldığı bilgiyi doğru analiz etmesi
ardından gelecek olan nesillere ne eksik ne fazla olduğu gibi nakledebilmesiydi
vahiy alan elçi dışında yaratıcının sahiplendiği sözleri duyan insanlar
yaklaşımlarının yaratıcı tarafından resmen onaylanmasa bile
doğru sözü tanıyabildiklerini
yorumlarının vahye uygun olup olmadığını bilebildiklerini fark ettiler
vahiy ile elde edilen gücün büyüklüğünü düşünecek olursak
bunun istismara uğramayacağını beklemememiz mümkün değildir
özellikle aklında binbir türlü çağrışımla olup biteni anlamlandırmaya çalışan insanın
hata yapacağını nefsine uygun yanlış hükümler verebileceğini hesaba katarsak
doğrunun gerçeğin aktarımı sırasında bazı tedbirler alınmak zorunda kalındığını görebiliriz
içkin olan bu olumsuz dürtüler karşısında yine içkin olan iyi duyularımız devreye girer
ömrünü bu bilgi trafiğini sekteye uğratacak şekilde geçirenlerin kırılma noktasıdır ölüm
nihayetinde bastırılan yok sayılan yapılsal doğruluk son nefeste gücünün en üst sınırına ulaşır
ve kişiyi yaptığı hatalarla acımazsızca yüzleştirecek kadar ön plana çıkar
insanın bu noktada kendini görüp değerlendirişi muazzamdır
ikinci bir görüşün şahitliğinin yapacağı tespitin
çok çok üzerindedir kendisi hakkında söylecekleri
unuttuğu unutmak istediği her güzel ya da çirkin şeyi hatırlar
etrafını saran sayısız düşmandan daha yakındır kendine zalim insan
insanın savunmasız olacağı yegane kişi
yine kendisine düşman olan kendisidir
o anda aklına gelen ilk şey de budur
ben
kendime ne kadar dostum
ölüm bu duygusuz sayılabilecek sorgulamayı
herkesin kendisiyle yapmasını sağlar
bilginin ortaya çıkıp yayılması
onu kişisel çıkarları için kullanmak isteyenler tarafından ele geçirilmek istenmesi
ve bunun olmaması için mücadele edenlerin yaşı neredeyse aynıdır
iyiler düşmanlarını inkar etmez
kötülerin inkar edişi de kendilerini hüsrana sürükler
bu noktada şu soru sorulabilir
vahiy yaratıcıya iftira edenlerin sözlerine bir karşılık olarak mı geldi
yoksa küfür
vahiy geldikten sonra
yaratıcının sözlerini çıkarları için kullanmak isteyenler tarafından mı icat edildi



KÂF SURESİ  ( 24 - 34 ) •

[ " Atın , atın cehenneme her inatçı nankörü ;
Hayra engel olan { MENNÂU 'L - HAYR } , şüphe yayan mütecaviz saldırganı .
Allah ile beraber başka bir ilah mı edinmişti ?
Atın , atın şiddetli azap içine ! " der .
Ona ' Doğrusu sen bugünü unutup gitmiştin .
Şimdi perdeni açtık .
Artık bugün bakışın daha keskindir ' denir .
Vicdanı " Ey Rabbimiz onun { TÂĞÛT } olmasını sağlayan ben değildim ,
fakat kendisi sapıklığa düştü " der .
" Huzurumda çekişmeyin . Ben , size önceden uyarı göndermiştim .
Benim katımda söz değiştirilmez ve Ben kullara zulm edici değilim " der .
O gün cehenneme " Doldun mu ? " deriz .
O da " Daha var mı ? " der .
Cennet ise sakınanların önlerine serilir .
İşte denir , Allah 'a yönelen ve onu hiç unutmayan ,
görmediği halde Rahman 'ın korkusu ve titremesi içinde
canı gönülden O 'na yönelenlere söz verilen cennet işte buydu .
Barış ve esenlik içinde girin .
Bu , ebedi hayatın başladığı gündür .
Orada istedikleri her şeyi bulurlar ; hatta katımızdan daha da fazlasını ... ]


resmi vahiy kayda değer bir özgür iradeye kavuştuğunu
onunla yatarıcıyı yaradılışı en güzel şeklide tanımlayabileceğini öne süren canlılara geldi
insanlar sürülerden ayrılarak ahlaki değerleri olan bir toplum oluşturmaya doğru giderken
içlerinden bazıları aileyi ve aile bireylerinin birbirleriyle olan ilişkilerini önemseyerek
yaşamın belirli kurallar dahilinde sürdürülmesi gerektiğine karar vermiş olmalı
yaşam koşullarının daha zor sayılabileceği o ilk zamanlarda
hayatta kalmak için birbirleriyle daha fazla yardımlaşmak zorunda olduklarını kabul edebiliriz
haliyle yaratıcın ilk sözlerinin
yaratıcının mülkünden faydalanırken birbirlerinin haklarını gözetmeye
zorlukların üstesinden gelirken birbirleriyle dayanışma içinde olmalarına
paylaşırken adilce davranmalarına yönelik olduğunu düşünebiliriz
peki bu şekilde yaşamaya başlayan insanlar arasındaki üstünlük iddiaları ne zaman
nasıl ve hangi nedenlerden ortaya çıktı
yoksa vahiy varolan haksızlıkların nasıl giderilebileceğini sorgulayanlara mı geldi
insanın tagutlaşmaya başlamasının
yine kendi içi dinamikleri neticesinde meydana geldiği söylenebilir
kitapta geçen cehennem anlatılarını
aslında tagutlaşan zalimlerin mazlumlara yaptıkları zulmün iade edilmesi şeklinde anlıyorum
zorbalar karşısında eşitliğin adaletin savunulmaya başlandığı ilk günden bugüne kadar
bu tür korkunç olaylar katliamlar yaşanmış ve yaşanmaya da devam ediyor
zalimlerin çarpık yaklaşımında bir değişiklik yok
iktidarlarına sömürü düzenlerine karşı gelenleri ateşe atmayı sürdürüyorlar
kötülüklerine engel olmaya çalışanları
baskıdan işkenceden kurtulmak için yardımlaşmalarını bir tehdit olarak görüyorlar
vicdanlarına kulak verenleri kendilerine karşı başka bir otorite uydurmakla suçluyorlar
saltanatlarını yıkmak için dedikodular hurafeler uyduduklarını söylüyorlar
mutlak güç olarak bir başkasına yönelmeyi ölüm nedeni olarak belirliyorlar
işte cehennem anlatılarından benim vardığım sonuç
aslında bu dehşet verici manzaralar
zalimlerin mazlumlara yaptıklarının bir hatırlatması
ölüm anında kişinin kendisini tarafsız bir şekilde değerlendireceğini
zalimlik yaptıysa hiç çekinmeden kendisine zalim diyeceğini söylemiştim
ölüm anındaki bu zihinsel parçalanış sırasında
kişi kendini savunmak için bir parçasını feda etmek isteyebilir
tamamen kötü olmadığını öne sürerek
başka çaresi kalmadığını anlayınca uydurduğu iyi yanının arkasına saklanıp
karşı karşıya kaldığı beladan paçayı kurtarmanın peşine düşebilir
o an kişinin kendisini görmemek için çektiği perde kalkar
özüyle baş başa kalan insan bugünün geleceğine dair duyduğu sözleri hatırlar
yaratıcı bu noktadan sonra kişinin mazeretlerini duymak istemez
zalim insan geçmişte eğer bir çukur kazdırıp içinde ateş yaktırdıysa
sonra da masum insanları ateşe attırdıysa aynısı kendisine yapılabilir
ardından adamlarına dönüp boş ver kaldı mı diye sorduysa
adamlarının boş yer var cevabının ardından
ateşe daha çok insan attırdıysa bu kötü davranışlar aynen kendisine tatbik edilebilir
kısasın kaçınılmaz olduğu hallerde zulümden söz edilemez yaratıcı zalim değildir
bu manzara karşısında ölümü bekleyen masum insanların
hak adalet bekleyen mazlumların yaşadıkları korku ve titremeyi düşünüyorum
onların başlarında her şeyin sonsuza kadar böyle süreceğini düşünen
istedikleri her şeyi hesap vermeden yapacaklarına inanan zalimleri hayal ediyorum
suçsuz insanların tüm içtenlikleriyle yaratıcıya sığınışını ondan vazgeçmeyişlerini
tüm bunların hesabının sorulacağını o güne kavuşmayı umduklarını görebiliyorum
aradıkları huzura mutluluğa ve çok daha fazlasına doğru yol aldıklarını biliyorlardı



KÂF SURESİ  ( 36 - 45 ) T

[ Önceki çağlarda nice uygarlıkları yok ettik .
Onlar bunlardan çok daha güçlüydüler .
Fakat şehirlerde kaçacak delik aradılar .
Var mıydı ki kaçacak bir yer ?
Bu söylenende kalbi olan için , yani vicdanının sesini duyup onu görebilen için
kendi özünü hatırlatma vardır .
Gerçek şu ki Biz , gökleri , yeri ve arasındakileri altı günde yarattık .
Bizi bir yorgunluk da tutmadı .
Şu halde onların lâflarına karşı göğüs ger .
Rabbini güneş doğmadan önce ve batmadan önce övgü ile yücelt  .
Geceleri ve secdelerin ardından da onu an .
Çok yakında yankılanacak o sesin duyulacağı günü bekle .
Hakka / adalete / gerçeğe çağıran o haykırışın yankılandığı gün çıkış günüdür .
Öldüren de dirilten de Biziz , Biz !
Dönüp dolaşıp Bize geleceksiniz !
Yerin yarılacağı ve hızla fırlayacakları gün . . .
Bu Bizim için çok kolay bir toplanış günü olacak .
Biz onların ne söylediklerini çok iyi biliyoruz .
Sen onları zorla inandıracak değilsin .
Şu halde söz verilen böylesi bir günden korkacaklar için ,
Kur 'an ile hatırlatmaya devam et . ]



hayvani bir içgüdüyle etrafına saldıran karnı doysa bile durmak nedir bilmeyen
şuursuzca sahiplendiği bölgede kendisi dışında bir başkasına hayat hakkı tanımayan canlılar
onlardan uzaklaşarak huzur içinde yaşamaya karar verenler
paylaşanlar yardımlaşanlar teşekkür edenler
seçim yapma haklarını olduklarını düşünerek
kaosu anlamsız bulan birileri çıkmasaydı
vahşiliğini ön plana çıkararak hayatta kalmayı dileyenlerle
hiyerarşi mücadelesi vermekten öteye gidemezdi varlığımız
aramızdan birileri çıkıp bu böyle olmaz diyene kadar
yaratıcı neden bizi bulunduğumuz bataklıktan çıkarsın ki
içimizden birileri onu hakkıyla anmak istemediği sürece
neden bizi anıp kendi üzerine yazdığını bize duyursun ki
peki anlamsız çekişmelerden kutulmak üzere çekildiğimiz cennet köşelerde
yaratıcından istediğimiz ve onun da rıza gösterdiği hayatı yaşayabildik mi
yoksa mesnetsiz üstünlük kurma hırsımıza her yenik düştüğümüzde helak mı edildik
ki bilmek eskiden daha zordu yani zalimlerin işi eskiden daha kolaydı
ama harabeler yine de kimsenin bu perişan edici sondan kaçıp kurtulamadığını söylüyor
vicdanına kulak veren kalp atışını duyduğu gibi duyar geçmişin acı dolu çığlıklarını
söyle kim yaratır birbirini
iyinin olmadığı yerde kötü var oldum diyebilir mi
altı kez yıkılıp ayağa kalktı bu insanlık
tam her şey bitti denirken bile biz yine oradaydık
insana dair bilgiyi taşımaktan hiç ama hiç yorulmadık
şimdi insanı aldatması daha zor
ama açıp okuyan araştıran soran sorgulayan pek az
yani bizlik bir şey değil insanın ziyan içinde olması
boş sözlere kulak assaydık bugünleri de göremezdi insanlık
medeniyetlerin doğuşu ve batışı gibidir şu güneş
öncesinde ve sonrasında biz yaratıcıyı hep andık
yeniden doğuşlara tanıklık etmek için geceler boyunca onu yücelttik
ve hükmü kaşısında yere kapananlarla birlikte biz de yere kapandık
o sesin nasıl bir şey olduğunu biliyoruz
yaklaşanı günler öncesinden görebilecek gözlere sahiptik
hakkın yerini bulması için yankılandığında nelerin meydana geldiğini gördük
bir topluluk olarak baktığımızda size
defalarca ölüp her seferinde yeniden dirildiğinize şahit olduk
inkar etmelerine alay ederek yalanlamalarına rağmen
o çığlığı duyar duymaz tanıyıp bulundukları yerden fırlayanları gördük
dönüp dolaşıp dediğimize geldiler
biz uyarırken bize ne dediklerini de unutmadık
hiçbirini zorla inandıracak değildik ki arzuladıkları gibi yine kendileri bildiler
hayat şimdilik devam ediyor
o günün hesabından korkanlar için biz de görevimizi yerine getirmeye devam ediyoruz
hatırlatmaktan yorulmadığımız uyarıların yer aldığı kitap elimizde





KAMER SURESİ   ( 1 - 8 ) T


SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ Saat yaklaşıyor , ay yarılacak ! { İNŞAKKA 'L - KAMER }
Böyleyken bir ayet görseler burun kıvırıp , " Söylenip duran büyülü lâflar bunlar " derler .
Yalanladılar , arzularına uydular . Oysa her iş olacağına varır .
Onlara menedici { MÜZDECE } haberler geldi .
Bilgelikle dopdolu haberler geldi .
Fakat uyarılar fayda vermiyor . Sen onlara aldırış etme .
Bir gün bir ses yankılanacak .
Onları daha önce hiç görmedikleri bir şeye çağıracak .
Gözleri dehşetten fırlarcasına cesetlerinden çıkacaklar
ve çekirge sürüsü gibi sağa sola kaçışacaklar .
 O kâfirler şaşkınlık içinde yankılanan sese doğru koşacak  , " Bu zorlu bir gün " diyecekler . ]


ayın hareketleri
özelikle yarım ay durumu hangi toplum için
daha doğrusu hangi toplumun zalimleri için
neden bu kadar önemliydi bilmiyorum
tehdit vurgusuyla bu hatırlatmanın yapılması
zamanında ayın hareketleri dikkate alınarak
masum insanların böyle günlerde hedef alındığını düşünebiliriz
gök cisimlerinin hareketlerine bakılarak verilen yanlış hükümlerin zulme neden olduğu
diğer bir deyişle
zalimlerin herkesin akıl erdiremediği ancak açıklanabilir doğa olayları arkasına saklanarak
kötülük yapamağa devam etmektede olduklarıdır
ilk kez gördükleri bir doğa olayını şakınlıkla izleyenleri nefisleri için kullananlar
hiç karşılaşmadıkları bir belaya doğru hızla yaklaşmaktadırlar
işin aslının açıklanmasına razı olmayan açıklamak isteyeni yalanlayıp büyücülükle suçlayanlar
aslında gerçeğin üzerini örten doğru bilgiye ulaşımı engelleyen kimselerdir
bu günahkar kişilerin durumu açıklanırken
doğrunun karşısında birer ölüden farkları olmadıkları söylenir
yalanlarla iftiralarla yaradılışa ait bilginin önüne geçilebilir
ancak asla önünde sosuza kadar durulup yok edilemez
bunlara kulak asmadan yolunda kararlılıkla ilerleyen gerçek doğru bilgi karşısında
nihayet toplum ay gibi hurafeciler ve bilimin izinde gidenler olarak ikiye ayrılıverir
safsatanın ekmeğini yemek için ölü taklidi yapan sahtekarlar
bu aydınlanmanın meydana getirdiği gümbürtünün aleylerine olduklarını hemen anlar ve
birdenbire gözlerini açıp kendilerine gelerek kaçacak delik ararlar
fakat bilgiden uzaklaşmaya çalıştıkça daha çok kendilerini belli ettiklerini fark edince
inkar dolu yürekleriyle gerçeğe doğruya korku içinde yönelerek eyvah derler
eyvah bu zorlu günden yakayı kurtarmanın bir yolu yok



KAMER SÜRESİ  ( 9 - 17 ) T


[ Önceki çağlarda Nuh 'un halkı da yalanladı.
O kulumuza " Bütün bunlar yalan , senin aklî dengen yerinde değil " dediler , çok incittiler .
O da sonunda Rabbine " Ben yenik düştüm , bana yardım et " diye dua etti .
Biz de göğün kapılarını açıp su boşalttık . Yerden de su fışkırttık .
Derken iş olacağına varıp sular birleşti .
Nuh 'u tahta ve çivilerden yapılmış bir gemi üzerinde taşıdık .
Gadre uğramış kimseye mükâfat olmak üzere
gemi koruyup kollamamız altında yüzüp gitti . . .
O gemiyi ibreti âlem için bıraktık , yok mu ibret alan ?
İşte bak nasıl oldu uyarılarıma kulak asmayanlara yönelik azabım ?
Açın kulağınızı ! Kur 'an'ı düşünmek için kolaylaştırdık , yok mu düşünen ? ]


pek çok tarihi metinde göndermeler bulunulan nuh tufanının
nerede ne zaman yaşadığına dair bilgiler bilimsel araştırmalara bağlı olarak ortaya çıkabilir
benim fikrim bu doğa olayının lokal ve öngörülebilir bir afet olduğu yönünde
belkide periyodik bir iklim değişikliği bir fırtınanın zamanıyla örtüştü
bunun neticesinde karada da olağanüstü bir su hareketinin yaşanacağı anlaşıldı
doğal su sedlerinin yıkılışı ile sıcaklıktaki ani değişim bulunulan konumun deniz seviyesi
yani pek çok bileşenin aynı anda oluşturacağı bir felaketin yaklaştığı
bazı insanlar tarafından görülebiliyordu
bu tahimi yapabilmek için kesinlikle bir bilgi birikimine ihtiyaç vardı
ayrıca bu bilgiyi analiz edip doğru tahminde bulunabilecek kadar aklı kullanmak gerekliydi
işte nuh ve hatta yanında bulunanlar bunu yaptılar
tüm iyi niyetiyle yaşadığı toplumu uyaran elçi iftira ve hakarete uğradı
bu durum karşısında çaresiz kalaran elçi üzüntü içinde yenilgiyi kabul etti
ardından beklenen felaket gerçekleşti ve her yer sular altında kaldı
bilime uyan doğru söze itibar edenler suda boğulmaktan kurtuldu
nuh un gemisi yani en azından arta kalanlar bir arkeolojik kazıda ortaya çıkarılır mı bilmiyor
fakat ben ne zaman güven içinde su üzerinde yol alan bir gemi görsem bu olay aklıma gelir
ve tabii uyarılara kulak asmayanların acıklı sonları
kitabın kolaylaştırılması vurgusu ise sanırım
bilginin aktarımı sırasında ve yöntemiyle ilgili olarak güvenlik nedenli bazı şifrelemelerin
ya da zamanla oluşan kültürel farklılıkların açıklanması
anlama yönelik kısıtlamalarının ortadan kaldırılmasıyla ilgili


KAMER SURESİ  ( 18 - 22 ) T

[ Ad halkı da yalan bütün bunlar dedi .
Fakat bak nasıl oldu uyarılarıma kulak asmayanlara yönelik azabım ?
Uğursuz mu uğursuz bir günde şiddetli bir kasırgaya yakalandılar .
Öyle ki insanları hurma kütüklerini söker gibi kökünden söküp atıyordu .
İşte bak nasıl oldu uyarılarıma kulak asmayanlara yönelik azabım ?
Açın kulağınızı ! Kur 'an'ı düşünmek için kolaylaştırdık , yok mu düşünen ? ]


günümüzde hava durumu tahmini yapmak için geliştirilen pek çok alet edevat var
yaklaşan doğa olayınının resimlerini kare kare yayılayan haber kanalları var
simülasyonlar üzerinden yapılan değerlendirmelerin arkasında büyük bir bilgi birikimi var
ayrıca iletişim neredeyse ışık hızında sağlanabiliyor ve anbean tedbir almaya çağrılıyoruz
bunun binlerce yıl önce farklı yöntemlerle sağlanabileceğini düşünmek bana saçma gelmiyor
belki tefeon açıp anında bir uyarıda bulunamıyorlardı
ancak atıyorum güvencinlerle bu iş on onbeş günde yapılabiliyor olamaz mı
ki bu fırtına kasırga olayları bir yönüyle yıkıcı sosyal patlamaları da işaret ediyor olabilir
belkide ikisi aynı anda veya peş peşe yaşanmıştır
nihayetinde ad kavmi de uyarılara kulak vermemiş ve perişan olmuş
binlerce dilin yorumun gelip geçtiği bu dünyadaki yolculuğu sırasında ve sonunda
kitabın her zaman son okuyanın anlayabileceği halde tutulmasındaki hikmet
yine altı çizilerek vurgulanıyor
yok mu düşünmek isteyen



KAMER SURESİ ( 23 - 32 ) T

[ Semud halkı da bütün uyarılarımıza yalan bütün bunlar dedi .
" İçimizden bir insana mı uyacağız ? Bu düpedüz ahmaklık " dediler .
" Vahiy almak içimizden kala kala ona mı kaldı ?
Bilakis o haddini bilmez yalancının biridir " dediler .
Haddini bilmez yalancı kimmiş çok yakında öğrenecekler .
" Onları sınamak için şu dişi deveyi salıyoruz .
Bak ne yapacaklar , sen yeter ki güçlüklere göğüs ger .
Onlara da suyu aralarında eşitçe { KISMET } etmelerini söyle , sırası gelen içsin " dedik .
Bunun üzerine ele başlarını çağırdılar . Adam bıçağını çekip deveyi küstahça boğazladı .
Fakat bak nasıl oldu uyarılarıma kulak asmayanlara yönelik azabım ?
Üzerlerine tek bir çığlık gönderdik .
Çalı çırpı gibi süpürülüp toplanacak hale geldiler .
Açın kulağınızı ! Kur 'an'ı düşünmek için kolay laştırdık , yok mu düşünen ? ]


ciddi uyarılarla gelen elçilerin ciddiye alınmayışlarının nedeni
zulmeden hak yiyen kendini üstün gören kesimden çıkmadıkları için olabilir mi
sanki içlerinden biri doğruyu söylese uyacaklardı tek yapabildikleri mazeret aramak
semud halkı da elçinin sosyal konumu ve kimliği üzerinden zalimce bir ön yargı üretmiş
vahyi ona yakıştıramamışlar onu yalancılıkla suçlayıp ona uymayı aptallık olarak görmüşler
daha önce deve diyerek yapılan hatırlatma devenin dişi olduğu açıklanarak yinelenmiş
bu aynı yerde yaşamak durumunda kalan iki topluluğun
çevredeki kaynakları adilce bölüşememesi sonucunda yaşanan felaketi anlatıyor olabilir
gerilimin merkezinde yer alan dişi deve haksızlığa uğrayan tarafın hakkını temsil ediyordu
dişi devenin hakkaniyet gereği sırası gelince kaynaklardan yararlanması
bir anlaşma neticesinde mi
yoksa yapılan bir anlaşma teklifi sonucunda mı uygulanmak istendi bilmiyorum
karşı tarafın elebaşı ister anlaşmayı bozmak ya da anlaşma teklifini kabul etmemek üzere
dişi deveye yani adalet talep eden tarafın isteklerine yaşama hakkı vermemiş
bunun sonucunda bir doğal afetten çok sosyal bir patlamadan savaştan
ani bir baskından hazırlıkları önceden tamamlanmış bir isyandan söz edilebilir
ben bazı teknolojik keşiflerin icatların
bize anlatılan tarihlerden çok çok önce bulunduğunu düşünenlerdenim
bu nedenle bahse konu patlamanın
günümüzde kullanılan bazı patlayıcıları andırdığını söyleyebilirim
oluşan manzarayı da bu doğrultuda değelendiriyorum
ve yinelenen nasılmış azabım tadın bakalım söyleminin
tarihte yer alan azılı bir zorbanın sözleri olduğunu düşünüyorum
mazlumları katlederken kullandığı bu hitap
kötülerin izinden giden haydutların yüzlerine çalpılırken
aynı zamanda masum insanların uğradıkları katliamın unutulmadığını
ve hesabının muhakkak sorulacağını belirtmek için seçilmiş gibi görünüyor



KAMER SÜRESİ ( 33 - 40 ) T

[ Lut halkı da uyarılara kulak asmayıp yalan bütün bunlar dedi .
Biz de başlarına taş yağdırdık .
Sadece Lut 'la beraber olanları bir seher vakti kurtardık .
Tarafımızdan bir nimet olarak . . . İşte şükredene böyle karşılık veririz .
Aslında Lut onları tutup yakalamamız konusunda uyarıp durmuştu .
Fakat uyarılara hep kuşkuyla yaklaştılar .
Gelen misafirlerini tacize kalkıştılar .
Biz de onları böyle körkütük bir halde bırakarak
"Uyarılarıma kulak asmamaya karşılık tadın bakalım azabımı " dedik .
Nitekim olan oldu ve azap kendilerini bir sabah yakalayıverdi .
Uyarılarıma kulak asmamaya karşılık tadın bakalım azabımı !
Açın kulağınızı ! Kur 'an'ı düşünmek için kolaylaştırdık , yok mu düşünen ? ]


yine bilim yine bilim
hep bilim
yaratıcı vahiy gönderme zamanını
kime gönderceğini belirleme konusunda kimseden emir almaz
elbette zalimlerin başlarına gelecek felaketi belirleme konusunda da eşsizdir
lut kavmi zaten bombanın kucağında oturuyormuş
bir ihtimal yaratıcı elçisine vazife vermiş
ettiğiniz zulüm yeter
farkında değilsiniz ama bütük bir felaket de kapınızı çalmak üzere
gelin elçinin sözüne uyun
hem yaptığınız pis işlere bir son verin
hem de canınız kurtarıp her şeye yeniden başlayın
dinler mi inkarına tükürdüğüm zalimi
dinlememiş
dinlememişler
sonunda yaratıcının yaratışındaki ilmi inceliği görerek şükredenler hayatta kalmış
elçiyi küçük düşürmek için konuklarına musallat olanlar belasını bulmuş
elçi de zaten bunların yola gelmeyeceği hususunda çoktan beri görüşünden eminmiş
sonuç yine aynı
bir sabah zalimler uygulamaktan keyif aldıkları sona bizzat kavuşmuş
bak üzerinden binlerce yıl geçmesine rağmen
nasıl da kolayca okuyup anlaşılabiliyor kitapta yazanlar
yok mu başka düşünmek isteyen



KAMER SURESİ ( 41 - 42 ) T

[ Firavun 'un âvanesine de
kendilerini neyin beklediği { İNZÂR } konusunda uyaran elçiler geldi .
Ayetlerimizin hepsine yalan bütün bunlar dediler .
Biz de yaptıklarına üstün ve güçlü birine yaraşır bir şekilde karşılık verdik . ]

firavun ve yandaşlarının başlarına gelenin
fazla ayrıntıya girilmemesine rağmen
kendilerine gelen elçileri yalanlamaları neticesinde
hiç iyi olmayacak şekilde sonuçlandığı anlayabiliriz
sanki bekleyin sıra size de gelecek denmiş ve kısa kesilmiş mevzu
okudukça göreceğimize eminim



KAMER SURESİ  ( 43 -55 ) T

[ Şimdi sizin kâfirleriniz onlardan daha mı iyi ?
Yoksa beraat ettiğinize dair yazılı bir belge mi var ?
Demek " Biz birleşmiş güçlü kuvvetli bir topluluğuz " diyorlar ?
Kuvvetleri yakında dağılacak ve tabana kuvvet kaçacaklar .
Onları çok daha acı ve feci bir son ( saat ) bekliyor .
O günaha batmış olanlar şaşırıp afallayacaklar .
Yüzü koyun ateşi boylayacakları gün . . .
" Ateş nasıl yakarmış , tadın bakalım . "
Biz her şeyi belirli bir kapasiteyle yarattık .
İşimiz göz kırpması gibi anlık bir iştir .
Açın kulağınızı ! Sizin gibi nice gurupları helak ettik , yok mu düşünen ?
Yaptıkları her şey kayda geçti. Küçük , büyük hepsi tek tek yazıldı .
Sakınanları ise cennetler , pınarlar bekliyor.
Doğrular için ayrılmış yerler karşı konulmaz güç ve mülk sahibinin katında onları bekliyor . ]


elçi sure boyunca tarihi olayların arka planlarıyla ilgili bilgiler vererek
kendisini yalanlayanlara çok önemli ve ciddi hatırlatmalarda bulunmuş
her toplumun zulmü uzun süre kaldıramayacağını
zalimlerin gücü karşısında haklı isyanın da katlanarak büyüyeceğini
sonda patlak verecek olan elim olayların
ölçünün dikkate alınmaması sonucu kesinlikle yaşanacağını vurgulamış
böyle bir şeyin başlarına gelmeyeceklerini öne sürerken
zalimlerin kendilerini önceki kavimlerden çok güçlü görmelerinin
bir anlam ifade etmediğini belirtmiş
birbirlerini dolduruşa getirmek veya bundan maddi bir çıkar temin etmek için
yaratıcıya ifitra atarak hazırladıkları uyduruk belgelerin
aslı astarı olmayan uyduruk vaadlerin işe yaramayacağını söylemiş
inkar ettikleri son ile karşılaştıklarında kaçmaktan başka çareniz yok dediği zalimlerin
bir zamanlar masum insanları yüzü koyun ateşe atarak eğlendikleri zamanlar hatırlatılmış
aynısın başlarına gelmesi için zamanın sabırla işlediği gösterilmiş
geçmişte yapılan katilamların kayıtları nasıl her ayrıntısına kadar tutulduysa
kendilerinin yaptığı her hareket sözledikleri her söz not alındı denmiş
işlerinin bitirilmesinin an meselesi olduğu ve hiçde zor olmadığı yüzlerine vurulmuş
mülk ve gücün tek sahibi olan yaratıcının
zalimlerin kendilerine has gördükleri tüm nimetleri
sadece kendisine gönülden bağlanıp kötülükten sakınanlara vereceği ilan edilmiş




TEVHİD SURESİ  ( 1 - 4 ) •

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ İlan et : Allah birdir ! { EHAD }
Bölünmez bir bütündür ! { SAMED }
Doğurmaz ve doğurulmaz !
Hiç bir şey O 'na denk olamaz ! ]


son elçi ve tabii ki tüm elçiler tarafından
en başından beri yaratıcının tek bir varlık olduğunun söylenmesi
zulüm düzeninden çıkar sağlayanların kabul etmek istemediği en önemli gerçektir
alenen veya örtülü bir şekilde şirk koşmadan kimseyi sömüremezler
bu nedenle yaratıcıya yönelişi parçalara ayırarak
araya üçüncü sahısları taşları putları vs sokarak işlerini kolaylaştırır
imanı insanları kandırabilecekleri bir zemine çeker
ve geçici menfaat elde edebilecekleri bir kalıba sokarlar
yaratıcı değişmez hükmüne muhalefet edecek başka bir merci
kendisine karşı gelecek bir güç odağı oluşmasına izin vermez
ve hiç bir şey yaratıcıyı sahip olduğu kudret ile üstün kılamaz
o gücü kendinde sabit eşsiz bir varlıktır
o dilediğe güç ihsan eder diledini de aciz bırakır
o kimse ile kıyaslanamaz
teslim olmak isteyen onu anlamaya çalışarak düşünür
fazlasına göz koyan zalim de gerçekleri saptırarak geçici olanın peşinde koşar
yaratıcının ezeli ve ebedi olduğunu görmekten kaçarlar
herkese söyle ki duymadık demesinler







8 - hümeze - mürselat - tarık - beled






HÜMEZE SURESİ  ( 1 - 9 )

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ Dedikodu { HÜMEZE } yaparak alay eden { LÜMEZE } herkesin vay haline !
Vay haline o boyuna mal istif ederek sayıp durana !
Sanır ki malı kendisini sonsuza { HULD } dek yaşatacak .
Fakat Hayır ! Oyalayıp yutan bir vakuma { HUTAME } atılacak
Bilir misin , nedir yalayıp yutan vakum ?
Allah 'ın yanan ateşidir .
Öyle ki yürekleri dağlayacak .
Onların üstüne o kilitlenecek .
Yüksek kapılar üzerlerine kapatılacak . ]


daha önce artarak sürmesi öngörülen saldırılar
ve bunlarla nasıl başa çıkılacağı hatırlatılmıştı
dedikodular yoluyla iftiralar atan yalan haber uyduran
asılsız iddialarla elçiye ve yanından bulunanlara yüklenip alay edenler
ve bu çirkef saldırıyı organize eden bir yavşak ifşa ediliyor
bu yavşağın sahip olduğu alçak meziyet
pek çok önmeli şeyi işaret edecek şekilde resmedilerek
elçinin söyleceklerini merakla beyleyenlerin zihinlerine sunuluyor
piyasayı hortumlayan bu malperest beyinsizin
haleti ruhiyesini gözler önüne getiriyor
eşyaya karşı olan sefil tutukusunu bir girdaba dönüştürerek her şeyi yutuşu
hesap gününde kendisini bir lokmada yutacak olan çöküşe
dizginlenemeyen karşı konulması imkansız ateşe benzetiliyor
nasıl ki entrikalarla üzerine aldığı malları depolarda biriktirip
kimseyle paylaşmamak için üzerine büyük kapılar kapatıyorsa
o gün aynı şekilde bu işe yaramaz istifçi tiplerin
tüm nimetlerden mahrum bırakılarak yokluğa yoksulluğa hapsedileceği haber veriliyor
bu durum böylelerine ateşin vereceği azaptan kat kat fazladır deniliyor
egosunu mal mülk ile tatmin eden şerefsizleri ateşten çok mahrumiyet yakar
eşyaya sahip olduğunu sanarak diğer insanlara zulüm edemez hale gelişi
yüreğini mahveder kavurur atar pejmürde eder
sonsuza kadar süreceğini hayal ettiği rezil hükümranlığına acı bir şekilde son verir



MÜRSELAT SURESİ  ( 1 - 7 ) •

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ Dile gelin { KASEM } sağduyunun sesi tüm elçiler !
Dile gelin çıkışlarıyla fırtına koparanlar !
Dile gelin mesajları dilden dile yayılanlar !
Dile gelin doğru ile yanlışı yarıp ayıranlar !
Dile gelin insanoğluna özünü hatırlatanlar !
Uyanışa çağırarak özür bahenesini ortadan kaldıranlar ki ;
" Size vadedilen olan mutlaka gerçekleşecektir ! " ]


yaratılan her varlığın yaratıcıdan her an vahiy aldığına
yani fiziğin metafizik ile olan bağının hiç kopmadığına dair görüşe katıldığımı söylemiştim
özgür irade bahşedilen ve bu özgür iradeyi kabul edenlerin kimler olduğuna gelince
sadece insanın kayda değer olacak derecede
ve bir o kadar nankörce bu teklifi kabul ettiğine inandığımı söylemiştim
yaratıcı tarafından sürekli yapılan bu vahyin
herkes tarafından bilinmesini dilediği durumlarda
elçilerin öne çıkarak yaratıcının sahiplendiği görüşleri dile getirerek
vahye resmi bir kimlik kazandırdığına inadığımı da belirtmiştim
elçilerin yaratıcının izni ve desteğiyle yaptığı çıkışların sarsıcı etkisinden söz ediliyor
bu etkinin hızlı bir iletişime neden olarak
insanlar arasında nasıl bir irkilişe neden olduğu vurgulanıyor
hurafeler arasında savrulan insana özünü anlatılarak aslında kim olduğunu hatırlatıyor
ve önünde sonunda nereye varacağına dair gerçek açıklamalarda bulunuyor



MÜRSELAT SURESİ ( 8 - 50 ) •

[ Yıldızlar söndüğü zaman ,
Gök yarıldığı zaman ,
Dağlar savrulduğu zaman ,
Elçiler tanıklık için çağrıldığı zaman .
Peki , bunlar hangi gün olacak ?
Ayırma gününde !
Bilir misin , nedir ayırma günü ?
O gün yalan diyenlerin vay haline !
Önceki toplulukları helak etmedik mi ?
Sonrakileri de aynı yola sokacağız .
Biz suçluları işte böyle yaparız .
O gün yalan diyenlerin vay haline !
Sizi bayağı bir sudan yaratmadık mı ?
Sonra belirli bir vakte kadar güvenli bir rahme koymadık mı ?
Bak nasıl ölçüp biçmişiz , ne güzeldir bunu yapan .
O gün yalan diyenlerin vay haline !
Yeryüzünü , dirileri ve ölüleri hepsini de bağrına basan yer yapmadık mı ?
Orada yalçın dağlar dikip tatlı sular vermedik mi ?
O gün yalan diyenlerin vay haline !
Şimdi serbestsiniz , girin o yalan dediğinize ,
Artık serbestsiniz , girin o dört bir yandan yükselen alevlere .
Kaçacağınız , sığınacağınız bir yer yok ,
Alev alev yanan çalı çırpı gibi , her yana kıvılcımlar saçılacak .
Nar gibi kıpkırmızı kesilecek ,
O gün yalan diyenlerin vay haline !
İşte o gün dilleri tutulacak .
Özür dilemelerine bile izin verilmeyecek .
O gün yalan diyenlerin vay haline !
İşte bu sizi ve öncekileri toplayacağımız ayırma günüdür ,
Varsa bir son hamleniz , haydi gösterin de beni atlatın ,
O gün yalan diyenlerin vay haline !
Sakınanlar ise serin gölgeliklerde ve pınar başlarında olacaklar .
Canlarının çektiği her meyveden tadacaklar .
" Yaptığınız işlere karşılık yiyin , için , afiyet olsun " denilecek .
İşte Biz güzel ahlâk sahiplerini böyle karşılarız .
O gün yalan diyenlerin vay haline !
Patlayıncaya kadar yiyin ; sefa sürün biraz , siz günaha batmışlar !
O gün yalan diyenlerin vay haline !
Onlara " Rükû edin " denildiği zaman , rükûya yanaşmazlardı .
O gün yalan diyenlerin vay haline !
Artık onlara sözün bir anlamı kaldı mı ? ]


nefsinize hoş gelecek hükümler uydurmak için baktığınız yıldızlar gözden kaybolacak
o gök size başınıza gelecek olanı göstermek için kalça kemiğiniz gibi çatlayıp yarılacak
zirvesine çıkarıp rezil saltanatınız için masum insanları aşağı attığınız dağlar un ufak olacak
tüm bunları yaparken böbürlenerek tutuğunuz kayıtları şerefli elçilerimiz açığa vuracak
bu sayılanların hepsi iyinin kötüden yanlışın doğrudan ayrıldığı gün gerçekleşecek
o günü bile isteye yalanlayarı
öncekilerin vardıkları sonu okuyup öğrendikleri halde inkar edişini unutmayacağız
inkarcıları evvelde nasıl cezalandırdıysak onları da o şekilde helak edeceğiz diyor
yaratacı tarafından üzerleri çizilen bu işe yaramaz insan topluluğu
aslında var oluşun yasalarına dair karşı konulmaz bir merak içindeydi
bilmeyi yaratıcıya kavuşturan yola ulaşmayı arzulayarak istemiyorlardı
bilginin nefsilerini tatmin edecek olan geçici şeyleri elde etmede işe yaradığını görmüşlerdi
bu nedenle iki ayakları üzerinde yüryüyen insana giden yolun başlangıcına gidiyor
döllenmeyi embiriyonun anne karnındaki gelişimini dikkatle inceleyip araştıryorlardı
buna rağmen yaratılıştaki inceliği zerafeti göremeyecek kadar hırs içindeydiler
peşinde oldukları tek şey sırrı ele geçirip ilah olmanın tadına varmaktı
yatıcının oluş ve işleyişi dayandırdığı kanunları ancak kafası çalışan
merak edip öğrenmek isteyen insanlar çözüp anlayabilirdi
peki yaratıcı bunu nasıl yaptığını
bunu yapmanın yolunu yöntemini bir başkasıyla paylaşır mı
bu sır
zalimlerin masum insanları attığı çukurlarda dört bir yanı saran alevler gibidir
bu sırra ulaşmak isteyenler
kurbanların çaresizce kurtulmak için çaresizce yöneldiği alev duvarlarına
birbirlerini ezerek koşmakta özgürdürler
kurtuluşun sırra erişmeden mümkün olmayacağına kanaat getiren çok bilmişler
nar gibi kızardıktan sonra istedikleri yöne doğru atılabilirler
karşılacakları tek şey kıvılcımlar saçarak karşılarına dikilen bir duvar olacak
bu kadar kafası çalırken kendilerini düştükleri zelil durumdan kurtulmak isteyenler
iki kelimeyi bir araya getirip mazeret olarak sunamayacak
çünkü karşılarındaki gücün metaneti karşısında
söylemek istedikeri boğazlarına düğümlenecek ve sessizliğe gömülecekler
son bir gayretle af dilemek isteseler bile yaptıkları zulmün verdiği vicdan azabı
içlerini parçalayan yardım çığlıklarını haykırmalarına engel olacak
elçi boş beleş konuşmadığından emin bir şekilde meydan okuyor
geçmişte inkarda direnip mazeret arayan beyinsiziler gibi
hadi siz de son bir çare olarak başınıza gelen belayı çaresiz bir şekilde atlatmaya çalışın diyor
ve zulüm törenlerinden bir örnekle kıyamet gününe yönelik çağrışımlarda bulunuyor
suçsuz günahsız insanlar öldürülürken zalimlerin gölgeliklerde
bir elleri yağda bir elleri balda sefa sürdükleri
yaşanan vahşeti katliamı neşeyle izledikleri hatırlatılıyor
o gün rollerin değişeceği
zalimler başlarına gelen azapla yüzleşirken
mazlumların sahip oldukları güzel ahlaka dayanılarak
ödüllendirildikleri güzel ortamlar dile getiriliyor
hak sonun böyle olmayacağını öne sürenlere
kısıtlı zamanlarında tıka basa yemeleri
dilediklerince sefa sürmelerinin bir anlamı olmadığı söylendikten sonra
gerçekler önünde eğilmeli gerektiği söylediğinde takındıkları tavır tekrar hatırlatılıyor
güzel sözden öğütten nasıl da faydalanmak istemedikleri yüzlerine vuruluyor



TARIK SURESİ  ( 1 - 17 ) T

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ Gökyüzü dile gelsin !
Gece gelen { TÂRİK } dile gelsin !
Bilir misin , nedir gece gelen ?
Karanlığı delen yıldızdır ;
" Hiç kimse yoktur ki , içinde sağduyusu bulunmasın ! "
İnsan bir düşünsün neden yaratıldığını ?
Atılıp saçılan bir sudan yaratıldı .
Bel ile göğüs kemikleri arasından çıkan bir sudan . . .
Hiç şüphesiz O tekrar döndürmeye kadirdir .
Bütün sırların ortaya döküleceği gün . . .
O gün ne bir kuvveti , ne de bir yardımcısı olacak . . .
Yağmurlar yağdıran gökyüzü dile gelsin !
Ürünler fışkırtan yeryüzü dile gelsin ! ;
" Bu Kur 'an doğruyu yanlıştan ayıran bir sözdür .
Boş bir lâkırdı değil , asla ! "
Onlar plân kurup duruyorlar .
Benim de bir plânım var elbet .
Onlara çok az bir mühlet ver .]



sömürü ve zulüm düzenini ayakta tutup binlerce yıldır uygulanmasını sağlayan
soylarını kanlarını ve de uydurdukları ilahlarını yücelterek günaha batanlar
bu kötülük çarkının devirdaimi için alçakça bir sistem kurup ona sıkı sıkıya bağlı kaldılar
bugün bilim olarak tanımlanan ne varsa her türlü bilgiyi tekellerine alarak
çıkarları doğrultusunda kullanmak üzere sırra çevirip tahhaküm kurmak için sakladılar
aralarında yaptıkları iş bölümünü sağlamlaştırmak için rütbeler makamlar vs türettiler
elçi hatırlatma ve uyarı görevini yerine getirirken
zalimlerin kendi aralarında oluşturdukları ekipleri sırasıyla hedef aldığını düşünüyorum
bu surede yine alim geçinen ekonomik tahakkümü yönetmede
silahlı zorbaların idaresinde söz sahibi olan kişiler üzerinden açıklamalarda bulunuyor
aydınlanmayı uyanışı karanlığı yarıp gökyüzünde paylayan bir yıldıza benzetiyor
ki bu olay zalimler tarafından da hegemonya kurmak için önem atfedilen bir olay
peki gerçekte kim haklı
elçi mi zalimler mi
kim ışık sacarak geliyor
ve kim aydınlığı örtmek için zalimce hükümler veriyor
bu sorunun cevabını vermek gerçekte o kadar kolay ki
insanın kendisine sadece bir soru sorması yeterli
ben içimdeki bu sese neden kulak vermiyroum
neden bana doğruyu gösteren sağduyu dolu bu sesi duymazdan geliyorum
gördüklerim öğrendiklerim anlatılanlar insanın nasıl yaratıldığına dair gerçekler
bunu yapanın takrar yapabileceğini göstermiyorsa neyi gösteriyor
buna gücü yetene karşı şu an kimim var ki
takrar ayağa kalktığımda ona sığınayım
gizlediklerim beni buara şimdilik korumaya yeterken
o gün her şey ortaya çıktığında bana kim yardım eder
yağmuru yağduıran ben değilim
topraktan ürünler bitiren biz değiliz
içimden bir ses bu kitap doğruyu yanlıştan ayıran sözlerdir
boş beleş masallardan ibaret değildir diyor
ama ben bunu umursamadan kitabı okuyanlara karşı kötülük dolu planlar kuruyorum
ben bu zalimliğin peşinde koşarken
yaratıcı da boş duruyor olamaz mümkün değil peşimi bırakmaz
galiba az bir zamanım kaldı
mahvolacağım
mahvolacağız


BELED SURESİ  ( 1 - 4 ) T

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ Bu şehir dile gelsin !
Bağrından çıktığın işte şu şehir dile gelsin !
Babalar , anneler , çocuklar hepsi dile gelsin ! ;
" Biz insana zorluklara karşı dayanma gücü verdik ; hiç kuşkusuz . " ]


elçinin doğup büyüdüğü şehrin
resmi vahiy tarihinde önemli bir yeri olduğu düşünülebilir
son elçinin son kitapla bu şehirden çıkmasının tarihteki yeri üzerine de düşünülebilir
daha önce de bu topraklarda yatatıcı ile inkarcılar arasında pek çok mücadele yaşandığı
zulme uğrayanların uyanışı sırasında sürekli cinayetler işlendiği sonucuna varabiliriz
elçinin mekke çeteleri tarafından hemen öldürülmeyişinin nedeni
kurdukları sömürü düzenin kabile savaşlarıyla bozulmasından endişe etmeleri olabilir
elçiyi ve etrafında toplananlar daha çok psikolojik harp ile yıpratmaya
ekonomik üstünlerini kullanarak baskı kurup yıldırmaya çalıştırlar
bunun neticesinde bunalan iman sahiplerine şehrin geçmişi
ve bugüne gelişi hatırlatılarak şüphesiz bu zulme dayanacak güçleri olduğu söyleniyor



BELED SURESΠ ( 5 - 20 ) •

[ Fakat insan kendisine hiç kimse güç yetiremez mi sanıyor ? "
Sadece harcadığım mal yedi sülâleme yeter " diye böbürleniyor .
Kimsenin kendini görmediğini mi sanıyor ?
Biz insana iki göz vermedik mi ?
Bir dili ve iki dudağı yok mu onun ?
Ona yürüyeceği iki yol gösterdik .
Fakat o zor olana yanaşmadı .
Bilir misin , nedir zor olan ?
Boyundurukları kırıp atmak { FEKKU RAGABE }
Zor zamanda vermek . . .
Öksüzün başını okşamak . . .
Düşmüşün elinden tutmak . . .
İman etmek . . .
Güçlüklere göğüs gerip acıları paylaşmak ; sevgi ve merhamet yumağı olmak . . .
İşte erdemliler bunlardır .
Kâfirler ise şer odaklarıdır .
Onların , ateşe atılıp üzerlerine kilit vurulacak ! ]



bilginin iki ana yorum iki uç yaklaşım başlığı altında
bazı olaylarda varılması istenen sonucu etkilemeyecek şekilde az kayıplar verilerek
ve çoğu önemli meselede hiç kayıp verilmeden
günümüze kadar kesintisiz aktarıldığına inandığımı söylemiştim
bu doğrultuda en az iki bakış açısı
iki düşünme pratiği ve izlenen tek bir yol oluşması kaçınılmazdır
ayrıca bir gözlemcinin ortaya çıkarak durum değerlindirmesinde bulunmaması da imkansızdır
elçiye destek veren masum insanların benimsedikleri doğru görüş nedeniyle
tıpkı şehrin tarihinde yer alan işkence olaylarına benzer şekilde
sahip olduğu mala mülke güvenen
bulunduğu konum itibariyle kimsenin kendisine güç yetiremeyeciğini düşünen
vardığı yanlış kanı ile zalimliğini övgüyle sürdürenler tarafından
şiddete zorbalığa zulme maruz kaldıkları görülüyor
var olan çarpık toplumsal düzende diğer kabilerle savaşı
ve bunun neticesinde oluşacak maddi zararı göze alamayan godomanlar
rahat rahat işkence yapacakları kişileri kölleleri hizmetçileri esirleri arasından seçerek
hem egolarını tatmin ediyor hem de çevreye göz dağı verek rahatlamaya çalışıyordu
bu yol bulaşıcı bir hastalık yayılarak
diğer zengin züppeleri göt reisler yavşak agalar beyler tarafından hemen benimsenmiş
ve uygulanmaya başlamış kolay bir yol olarak görülmüş
bir köleyi azat etmek
doğruya güzele iyiye iman ederek bir yetimin başını okşayıp yardımına koşmak
yok demek yerine az olani zor zamanda canı gönülden paylaşmak
güçlükler karşısında el ele vererek sevgi dayanışma ve merhamet yumağı oluşturmak
şeklinde erdemli insanın ve toplumun tarifi yapıldıktan sonra
böyle hareket etmeyenler kötülüğün kaynağı olarak mimleniyor
ve yaptıkları işkencenin aynısı ile karşılaşacakları o güne doğru gittikleri hatırlatılıyor

7 - şems - buruc - tin - kıyamet





ŞEMS SURESİ ( 1 - 10 ) T

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA

[ Dile gelsin güneş { ŞEMS } !
Dile gelsin yaydığı aydınlık !
Dile gelsin güneşe ram olmuş ay !
Dile gelsin açtıkça açan gündüz !
Dile gelsin örttükçe örten gece !
Dile gelsin o görkemli yapısıyla gökyüzü !
Dile gelsin o uçsuz bucaksız genişliğiyle yeryüzü !
Dile gelsin üzerine titrenerek yaratılan can !
Dile gelsin günahı da sevabı da esinleyen ilham ! ;
" Kim kendini arındırıp temizlerse kurtulacak .
Kim kendini kirletip günaha gömülürse mahvolacak ! " ]

 
yaratıcının yaratmasındaki incelikler görülmeye keşfedilmeye başladıktan sonra
insanın bu işleyişten nasıl istifade edeceği konusundaki görüşler ikiye ayrılmış
bu oluşu sorgulayan bir sanatkarı olduğunu düşünenler ortak paydayı esas alırken
olayların arka planındaki gücün sahibini görmezden gelerek
varoluşu sadece kendilerine aitmiş gibi yaşamak isteyenler de hak hukuk tanımamış
tahakküm kurmak adanına her türlü haksızlığa başvuran bu zalimler
paylaşmanın önüne geçip her şeye sahip olabilmek için
herkesin ilk başta akıl erdiremediği doğa olaylarına cisimlerin hareketine
yaşam döngüsünün mekanında olan biten her şeye
çıkarlarına hizmet edecek anlamlar yükleyerek günaha batmış
zaman ilerledikçe insan etrafında olan bitene akılcı bilimsel açıklamalar getirdikçe
hayat belli kurallar dahilinde sürüp gittiğini söyleyerek şahitlik yapınca
bu zorbaların sahtekarların maskeleri bir bir düşmüş rezil olmuşlar
kutsalık izafe ettikleri
ve bu kutsallığın dilini sadece kendilerinin bildiğini öne sürdükleri ne varsa
hepsinin birer taş toprak gaz kaya olduğu ortaya çıkınca apışıp kalmışlar
işte bunlar kendilerini mahvedenler
 


 ŞEMS SURESİ  ( 11 - 1 5 ) Y

[ Semud , azgınlıktan günaha gömülerek yalanlamıştı .
İçlerinde en haydutları ileri atılınca ,
Allah 'ın elçisi onlara " Allah 'ın devesine dokunmayın , bırakın sulansın " demişti .
Fakat onlar elçiyi hiçe sayıp yalanladılar ve deveyi küstahça boğazladılar .
Rableri de günahlarıyla birlikte hepsini kırıp geçirdi , yer ile yeksan etti .
Hey hat ! Onlar da ahiret korkusu diye bir şey yoktu . . . ]

 
kendini mahvedenlere bir örnek verilmiş
tarih boyunca zulmün kendi halindeki insanlar tarafından değil
bizatihi akıllı ama aklını kötülükten
zeki ama zekasını haksızlıktan yana kullanan
bilgili ama bilgiyi çıkarı için manipüle eden
haliyle sahip olduklarıyla kabul edilebilir bir değer üretemeyen
sinsi yalancı bir zümre tarafından yapıldığını günbegün okuyarak öğrenen elçi
önceki elçilerden birinin yaşadığı olayı hatırlatıyor
deve diyor
benim anladığım kadarıyla deve önemli bir ayrıntı
bu zulümkar zümreye tabi olanları
ne oluyor diyerek birbirlerine baktıran bir şifre
semud kavmi zorbalığını öyle bir seviyeye getiriyor ki
etrafındaki diğer insanlara ne bir yaşam alanı bırakıyor
ne de hayatlarını idame ettirebilecekleri bir kaynak
hatta öyle de kendilerine güveniyorlar ki
aleylerine yapılan hazırlıkları göremeyecek kadar sağırlaşıp körleşiyorlar
semud kavmini son kez uyaran elçi
bu deveyi ortak istifade edilmesi gereken topraklara salıyor
bu deve yaratıcının devesidir diyor
ona toprakta bitenden bitkiden derede akan sudan payını verin diyor
aslında burada devenin ait olduğu başka bir topluluk var sanırım
yaratıcı bu topluluğun yanında yani zulme uğrayanların tarafında yer alıyor
gözü doymak bilmeyen semud kavminin mensupları
bu uyarının ciddiyetinden bihaber deveyi öldürüyor
yani başkalarının hakkına tecavüz edip haydutluğa devam etmek istiyor
fakat bu yaptıkları son saldırı bardağı taşıran damla oluyor
kendileri için hazırlanan yok oluş planı devreye alınıyor
kurdukları zulüm düzeni başlarına yıkılarak imha ediliyorlar
zaten ahirette hesap vermeyeceklerinden emin bir şekilde
küçücük bir korku duymadan kötülük yapmaktan geri kalmıyorladı
kendilerine yapılan son uyarıyı dikkate almamaları helak olmalarına yetmiş






 BURÛC SURESİ ( 1 - 11 ) Y

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA

[ Burçlar {  BURÛC } ile dolu gökyüzü dile gelsin !
Söz verilen gün dile gelsin !
Tanıklar, sanıklar, hepsi dile gelsin ! ;
" Çukur kazanlar { ASHÂB-I UHDUD } kahrolsun !
O alev alev yanan ateşi tutuşturanlar ,
Yaktıkları ateşin etrafında oturmuşlar ,
İman edenlere yaptıklarını bizzat seyrediyorlardı .
Güçlü ve övgüye lâyık Allah 'a imanda direndikleri için ,
onlardan intikam alıyorlardı .
O Allah ki göklerin ve yerin { MÜLKÜ } yalnızca O 'nundur .
Allah her şeyi görüyor .
İman eden erkekleri ve iman eden kadınları ateşten geçirip
sonra pişmanlık duymayanlar kesinlikle cehenneme girecek .
Alev alev yanan bir azap onları bekliyor .
İman edip iyilik , güzellik , doğruluk için çalışanlar ise
kesinlikle altından ırmaklar akan cennetlere girecek .
İste asıl büyük kurtuluş budur . ]

 

enselerine vurulmuş ağızlarındaki lokma alınmış
ölüm korksuyla geçmeyen gecesi olmayan
tüm gün köle olarak çalıştırılan insanlar elçi ile karşılaştıkları anda
çatlayan toprağın suya
yeni doğan yavrunun annesinin memesine sarıldığı gibi birbirlerine sarılırlar
elçi bu beklenen kavuşmanın neticesinde
haksızlığa uğrayan mazlumlara salt ritüel öğretmeye gelmemiştir
zulmedenlere karşı topyekün bir uyanış diriliş ayağa kalkış vaad eder
zalimler sömürü düzeni sürdürmek sadist durgularını tatmin edebilmek için
gökyüzüne bakarak belirledikleri gecelerde katliamlar düzenliyordu
korku salarak üstün görünmeye çalışırken tek yapabildikleri yaratıcıya iftira atmaktı
gerçekte bildikleri ve uyguladıkları tek bir doğru yoktu
verdikleri tüm hükümler yanlıştı
bu katliamları görece meşru bir zemine oturtabilmek için
haksızlık ederek elde ettiklerinin bir kısmını
söyledikleri her yalanı tasdik edecek beyinsiz yalakalarıyla paylaşıyor
ve bu yalancı şahitlerin yardımıyla masum insanları kurban ediyorlardı
kazıdıkları çukurlara yaratıcının yolunda yürümek isteyen insanları doldurup yakıyorlardı
şenlik havasında gecen bu korkunç gecelere katılanlar
işledikleri suçun karşılığını hiç düşünmeden rahat bir şekilde seyre bakıyorlardı
onlara göre bu kendileri gibi yoldan sapmayanlardan alınan bir intikamdı ve doğaldı
bu onların düşmanlarından sonsuza kadar kurtulmaya yönelik atılan önemli bir adımdı
katlettikleri masum insanların yaşam enerjileriyle güçlendiklerine inanıyorlardı
kahrolasıca aptallar
hiçbir şey aslında size ait değil
hepiniz ölümlüsünüz
ölümsüz olan yaratıcı her yaptığınızı her an görmekte
eğer bu yaptığınız kötülükten hemen vazgeçmezseniz
varacağınız son uyguladığınız zulümden farklı olmayacak
içinizden kurtulmak isteyen var ise
hemen doğru yolda yürümek üzere
iyiliğin güzelliğin adaletin peşine düşsün
ve şu korkunç manzaradan ayrılarak gerçek kurtuluşa yönelik bir adım atın



 BURÛC SÜRESİ  ( 12 - 22 ) T

[ Doğrusu Rabbinin yakalayıp tutuşu çok çetindir .
Yaratmayı başlatıp yenileyerek sürdüren O 'dur .
Çok affedicidir , sevgi kaynağıdır .
Görkemi gökleri kuşatmıştır , çok yücedir .
Ve istediği her şeyi yapabilendir O ...
Ordular olayından haberin var mı ?
Hani şu Firavun ve Semud olayından ?
Fakat kâfirler hala yalan deyip duruyorlar .
Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır .
Bilakis yalan dedikleri bu Kur 'an yüce bir hitabedir .
Çok sağlam bir kaynaktan ,  sağlam yollarla { LEVH-İ MAHFUZ } gelmektedir . ]



gök cisimlerinin konumuna bakarak nefisleri lehine hüküm uyduran zalimler
insanlık tarihine ait bigiyi de düzenli şekilde kayıt altına alıyor
işlerine gelecek bir şekilde kulanabilecekleri zamanı bekleyerek saklıyorlardı
kimsenin bilmediği şeyleri bilmenin
kendilere her şeyi yapabilme gücü verdiğine inanmak hoşlarına gidiyordu
yaradılışın bir noktadan başladığını ve yenilerek sürdüğü biliyorlardı ancak
bunun bir yaratıcı tarafından gerçekleştirildiğini kabul etmek işlerine gelmiyordu
bir yaratıcı varsa da dünyayı kendilerine vermişti başka kimseyi tanımıyorlardı
geçmişte yaratıcının şert karşılığıyla yaşanan helak olaylarını okuyorları fakat yine de
yaratıcının sevgisine merhametine affına sığınıp günahlarından uzaklaşmak istemiyorlardı
inkardan inkara koşarak
ellerindeki bilgi demetini kendileri gibi zalimler yetiştirerek korumaya çalışıyorlardı
peki kötücül zürriyetlerine miras bıramak istedikleri bu kof hazinenin aslı nerede
her şeyin her hareketi özgür iradenin geçerliliğini koruyabilmesi için
hem bu dünyada hem de yaratıcı katında an be an kaydediliyor
en küçük hareket dilimine varıncaya kadar
kare kare resimi çekilerek arşivleniyor
sadece siz bilmiyorsunuz zalimler
asla da sedece siz bilemeyeceksiniz
siz rezilliklerinizin izlerini silmeye çalışarak aldatacak sömürecek yeni topluluklar araya durun
yaratıcı elçileriyle ordularıyla gerçek bilgiye hakim kullarıyla her daim peşinizde olacak
yalan mı
zalim atalarınızdan kalan sayfalar da bile gerçek yazarken
bu neyin inadı şerefsizler
siz istediğiniz kadar yalanlayıp inkar edin
doğru ve gerçek bilgi her zaman yaratıcı tarafından korunur
ve kepazeliğinizi gözler önüne sermek için payderpey açığa vurulur




TİN SURESİ  ( 1 - 8 ) •

SEVGİ VE MERHMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[Dile gelsin incir ve zeytin ağacı !
Dile gelsin Sina Dağı !
Dile gelsin güvenli şehir ! ;
" Biz insanı en güzel biçimde yarattık .
Sonra da çevirdik aşağıların aşağısına attık . "
Ancak iman edip iyilik , güzellik , doğruluk için çalışanlar
hak ettiklerinin karşılığını göreceklerdir .
Peki , ey insan !
Böyle bir dini reddetmeye sebep nedir ?
Allah hükmedenlerin en güzel hükmedeni değil mi ? ]



anlaşılan o ki
elçinin kötülük organizasyonunu direk hedef alarak yüklendiği sözde alimler
ve onların pis işlerini yürüten zengin godomanlar agalar beyler reisler
tüm hatırlatmalara uyarılara rağmen asıllarını inkar etmeye devam ediyor
zorluklar içinde yalvar yakar çıktıkları yolun başlangıcında verdikleri sözleri
iyiye güzele doğruya yönelik niyetlerini yalanlayarak günahlarında ısrar ediyor
güvenli şehrin yakınlarındaki incir ve zeytin ağaçlarının olduğu o dağın yamacında
ne cabuk unuttuğunuz değil mi
sizi oradan alıp yukarıya çıkaran
sonra da yerin dibine batıran kim
içinizden bu nankörlüğe bulaşmayanlar hak ettikleri güzel karşılığa kavuşacak
peki düştüğü acizlikten kurtulur kurtulmaz zulme sapan insan
yaratıcı haklarında güzel hüküm vermişken
ne diye yanlışa yönelip haksızlık yapar
size yaratıcından daha iyi davracak birini mi buldunuz yoksa



KIYAMET SURESİ ( 1 - 6 ) T

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ { KIYAMET } günü dile gelsin !
Vicdan azabı çeken nefis dile gelsin !
" İnsan kemiklerini tekrar bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor ?
Kesinlikle hayır ! Onu parmak uçlarına kadar yeniden var etmeye kadiriz ! "
Fakat insanoğlu önündeki gerçeği inkâra kalkışıyor .
Soruyor : " Şu kıyamet günü ne zaman gelecekmiş ? " ]


kendilerine öğretilen yanlış hükümlerle amel edenler arasından birkaç kişi
elçinin yanına gelerek bilegeldiklerini merak ettiklerini konuşmak istemiş olabilir
sürekli düşünerek hareket etmeleri gereken o gün hakkında
yani kıyamet günü ne olacağına dair bir şeyler öğrenmek isteyen bu kişilerin
pek çok eksi metni okuduklarını geçmişe dair bilgi sahipleri olduğunu düşünebiliriz
içlerinde elçinin söylediklerinin boş olmadığını esaslı hikmetler barındığını düşünenler kadar
bu sözlerin hikayeden ibaret olduğuna kendini inandırmış önyargılı düşüncesizler de vardı
tarih boyunca zulümler her biri kalbi kötülükten katılaşmış zümreler tarafından işlenmiyordu
onlara yardım eden yardım ederken tereddüt eden
her seferinde vicdan azabına gömülen mensupları da vardı
eliçinin kıyamet tasviri yaparken gözlerde canlamasını istediği görüntülerin
katledilen masum insanların başlarına gelenlerle tıpa tıp aynı olması
bazı bilgi sahibi olan ama zamanın zalimine hizmet edenlerin zihinlerinde
tıpkı içlerine sinmeye sinmeye kötülüğe yardım edenlerin hissettiği gibi
bir acabaya yoksa yanlış mı yapıyorum sorusunun meydana gelmesine neden oldu
yaklaşmakta olan tehlikeyi hissedenlerin elçinin safına geçmesinden endişe eden kafirler
kemik yığınlarından geri dönüş olamacağını öne sürünce
elçi parmak uçları vurgusu yaparak
bunun mümkün olduğu kesinlikle gerçekleşeceğini beyan ediyor
sırra sadece kendisinin vakıf olduğuna inanarak kibirle yaşayan inkarcılar
bu vurguyu duyduklarında düştükleri şaşkınlığı gizlemek için sormaya devam ediyor
peki ne zaman gerçekleşecekmiş bu kıyamet
acaba diyorlar elçi ağızından kaçırır mı bu sırrı
hayır
elçi pek çok şey düşünür
aklından pek çok şey geçirir
ancak ayetler yaratıcı dilemeden
benimsenmeden sahiplenilmeden elçi tarafından dile getirilmez



KIYAMET SURESİ ( 7 - 19 ) Y

[ Şimşek çakıp gözler kamaştığında . . .
Ay tutulup karanlığa gömüldüğünde . . .
Güneş ve ay bir araya getirildiğinde . . .
İnsan o gün ' Nereye kaçmalı ? ' diye hayıflanıp durduğunda . . .
Hayır! Kaçacak hiçbir yer yok .
O gün varıp sığınılacak tek yer Rabbindir .
O gün insana yaptığı ve yapmadığı her şey haber verilecek .
Dahası insan mazaret arayıp yaptıklarını gizlemeye çalışsa da . . .
Bizzat kendi vicdanından kaçamayacak .
Öyleyse aceleye getirip yaptıklarına mazeret arayıp durma .
Çünkü yaptıklarının bir bir anlatılması Bize aittir .
Yaptıklarını bir bir anlattığımızda sen sadece dinle.
Yapıp ettiğin her şeyi açıklamak Bize aittir . ]
 

sizin sapkın atalarınız değil miydi her şimşek çaktığında yaratıcı emrediyor diyen
ay tutulduğunda kurban istediğini söylüyor diyerek yaratıcıya iftira atan
güneşle aynı hizaya geldiğinde masumların ölmesi gerekiyor diye törenler düzenleyen
içinizden bazıları bunun çok yanlış olduğunu adı gibi biliyor ama
zorbalardan geçici menfaatler sağladığı için avantasını bırakıp uzaklaşamıyordu
zalimlerden zalimlikten kaçamadığı gibi kimse kaçamaz yaratıcıdan o gün
yaratıcıdan başka sığınacak kimseyi de bulamaz
mecburdum
ben yapmasaydım başkası yapacaktı
ben olmasaydım da o masum insanlar katledilecekti
öldürülmelerini ben istemedim
hayır
bu söylediklerinin bir kelimesine bile inanmıyorsun sen
yaptıkların ve yapma imkanın varken yapmadıkların kaydedildi
ve şimdi şu an hala mazeretler uydurma peşindesin nefsin için
işte o gün bir bir açkılayacağız aklından geçenleri sana
sen sadece dinleyeceksin



KIYAMET SURESİ ( 20 - 25 ) •

[ Hayır ! Siz hep şimdi { ÂCİLE } olanı seviyorsunuz .
Sonrayı { ÂHİRE } bırakıyorsunuz .
Bazı yüzler o gün sevinçten parlayacak .
Rablerinden umacaklar .
Bazı yüzler ise o gün mosmor kesilecek .
Bel kemiklerini çatırdatacak yaman bir hesabın gelmekte olduğunu anlayacaklar . ]


sürekli hayır denmesinin nedeni
galiba bu tür görüşmeler yapılırken elçinin
görüştüğü kişiler tarafından çeşitli abuk tekliflere telkinlere maruz kaldığı için olabilir
hayır diyerek başlayan ifadeleri arka planı böyle düşünülecek olursa
belki daha kolay anlaşılabilir ve bu doğrultuda fikir yürütülebilir
elçiyle görüşenlerden bazılarının elçinin ağzından laf kapmaya çalıştığını
bazılarının da nefislerine uygun sözler duyarak
uyduracakları mazeretlere malzeme bulma arayışında olduğu söylenebilir
bu durum karşısında elçi yine sözü geçmişte yaşanılan zulmün rezil tutanaklarına atıfla
hemen kavuşacakları hayırsızı sonra kavuşacakları hayırlıya değişenlerin tutuma getiriyor
uydurdukları şeylere tapınarak onlardan medet umarak masum insanları katlederken
zalimlerin neşe içindeki gülüş cümbüş halleri hatırlatıyor
kurbanların can verirken şişip moraran yüzlerini görmelerini
işkence altında kırılan bel kemiklerinin çıkardığı sesi duymalarını istiyor
işte kıyamet günü bu azabın aynısının azap edenlerin başına geleceği gündür diyor



KIYAMET SURESİ ( 26 - 40 ) T

[ Hayır ! Ne zaman ki can boğaza dayanır . . .
" Doktor yok mu ? " diye bağrışılır . . .
Ayrılık vaktinin geldiği anlaşılır . . .
El ayak birbirine dolanır . . .
İşte o zaman kişi Rabbi ne gittiğini anlar .
Gel gör ki ne söze inandı , ne yöneldi .
Bilakis yalan dedi , sırt çevirdi .
Hep kibirlendi ; tarafı etrafı kendine yeter sandı .
Yazıklar olsun böylesine , yazıklar olsun !
İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor ?
O akıtılan bir meni damlası değil miydi ?
Sonra bir pıhtı oldu , yarattı , şekil verdi .
Ve ondan erkek ve dişi iki eş varetti .
Öyleyse düşünün ! Bunu yapan ölüleri diriltemez mi ? ]

anlaşılan görüşme elçinin sözlediklerine itibar edilmemesiyle sonlanıyor
görüşmeye gelen kişilerden birinin veya birkaçının tıp ile ilgilendikleri düşünülebilir
belkide görüşmeye gelirken içlerinde iyiye güzelliğe doğruya yönelme eğilimleri vardı
ancak menfaatlerinine ters düşeceğini anladıkları anda elçiye kulak asmamaya karar verdiler
elçi son bir kez amlayacakları dilden konuşup örnekler vererek görevini tamamlamış
ölüm anı gelen birinin durumunu
ve o an yaratıcının varlığından nasıl da emin olduğunu anlatmış
ona zamanında gelen uyarıyı daveti ve nasıl hayır diyerek kabul etmediğini hatırlatmış
sahip olduğu bilgiye kendini kör ve sağır edecek derecede sımsıkı sarılarak
kibir içinde kendi gibi olanlarla birlikte kimseye muhtaç olmayacağını düşündü
ne büyük bir hata yazıklar olsun böyle beyinsizce hüküm verene
hayran olup peşine düştüğün ilim sana bunların öylesine olup bittiğini mi söyledi
bir damla suyun bir dirhem ete
sonrasında insana dönüştüğünü görmek için kaç masum kadının karnını deştin
seni dünyaya getirmek için anneni babanı yaratan kim bir düşün
tüm bunları yapan yaratıcıya bir yığın kemiği göstererek cahillik ediyorsun
tekrar tekrar yazıklar olsun sana







4 Eylül 2022 Pazar

6 - felak - nas - abese - kadir

 FELAK SURESİ ( 1 - 5 ) T


SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ De k i : { FELAK } 'in Rabbine sığınırım { İSTİ ' ÂZE }
Yarattıklarının { ŞERR } 'inden ,
Bastırılmış dürtülerinşerrinden ,
Nefisleri kışkırtan cazibenin{ NEFFÂSÂT } şerrinden ,
Haset ettiğinde hasetçinin şerrinden . ]

daha öncekiler gibi kureyşin de genel olarak yoldan çıktığı
başta verdikleri sözleri unuttuğu ve gücü tamemen ele geçirerek
halka zulmettiği zorbalığı ayyuka çıkardığı bir ortamda
zalimlere kararlı bir şekilde karşı gelmenin
kahrolaso düzenlerini kökünden devirmek için verilen mücadelenin
bir noktadan sonsa sıcak çatışmaya kavgaya dönüşmemesi mümkün görünmüyordu
doğru yolda yılmadan ilerleme uğruna kendilerini hedef haline getiren
elçi ve yanında bulunanlar artık çok daha dikkatli olmalıydılar
karşı karşı kalacakları tehditleri bertaraf ederken yapmaları gerekenler hatırlatılıyor
elçinin attığı uyanış tohumları yarılıp ilk filizlerini vermeye başlayınca
düşmanlaının başvuracakları yöntemlerden bahsediliyor
ve bunlara karşı alınacak tedbirlerin ana hatları çiziliyor
görev paylaşımı yapıldıktan sonra saldırının geleceği noktalar işaret ediliyor
alncak ele ele verilerek bu sorunların üstesinden gelmenin mümkün olduğu
mücadele sırasında bu birliği hırslanarak önce çıkmanın peşinde koşarak
içindeki olumsuz dürtüleri kuvvetle bastıramayıp dışarıdan gelen tahriklere kapılarak
haset duygusunu dizginleyemeyerek bozmaması gerektiği bildiriliyor
keza düşmanları bunları başaramayarak heva ve heveslerine yenik düşerek kafirleşmişlerdir
bu nedenle yaratıcıya gönülde bağlanılmalı ve aynı şeyin başa gelmemesi için
yaratıcı akıldan kalpten gönülden hiç çıkarılmamalıdır
bireysel olarak düşmana benzememenin yanında birlik olarak da aynı duruş sergilenmelidir
yaratıcının yolunda yürüyenler
kendilerini yoldan çıkaracak davranış ve düşüncelere karşı hazırlıklı olmalıdır
bu surenin ağılıklı olarak içeride oluşabilecek sorunlara
ve o sorunların çözümüne dair bilgiler sunduğunu düşünüyorum



NÂS SURESİ ( 1 - 6 ) T
 


SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA   
[ De ki : Şüphe yayan sinsi fısıldayıcıların ,
Halkın { NÂS } içine fitne tohumları { VESVESE } ekenlerin
Görünür { İNS } görünmez { CİNN } hepsinin şerrinden ,
Halkın { RABB } 'ine ,
Halkın { MELİK } 'ine ,
Halkın { İLAH } 'ına sığınırım . ]

elçiye ve yanında bulunanlara direkt saldırmaktan çekinen
veya asıl saldırıyı düzenlemeden önce psikolojik yıpratma uygulamak isteyen inkarcılar
en iyi yaptıkları işe yani yalan ve iftiraya başvurmuşlar
bunun için diğer şehirlerden uzak beldelerden
daha önce kimsenin görmediği yabancıları yardımlarına çağırmışlar
 dedikodu yaparak asılsız haberler uydurup yalanlar söyleyerek
fitne çıkarmaya yönelik her türlü girişimde bulunmaya devam etmişler
elçinin elini zayıflatmayı çevresindekileri ona cehpe alacak şekilde kışkırtmayı sürdürmüşler
belkide silahlı çatışmaya gerek kalmadan elçiden kurtulmayı umuyorlardı
bu surede de ağırlıklı olarak dışarından gelecek tehditler ve nasıl savuşturulacağı anlatılıyor
düşman tarafından sistemli bir şekilde aç bırakıldıkları sefalete sürüklendikleri
yoksulluğa mahkum edildikleri sömürüldükleri haklarının yendiği unutulmamalıdır deniyor
ancak bir olan yaratıcıdan sakınan ve sadece ona sığınan yalnızca ondan karşılık bekleyen
onun dilediği gibi kan soy mevki eş dost ayrımı yapmadan
adaletle hükmeden insanların önderliğindeki toplumların fakirlikten
eşitsizlikten adaletsizlikten uzak bir şekilde huzur içinde yaşayabileceği söyleniyor
böyle bir toplumu meydana getirip bir üyesi olarak içinde yer alabilmenin yolu
öncelikle yaratıcı dışında kimseyi ilah edinmemektir ona eş koşmamaktır deniyor
bu şekilde yaşamayadan hayır gelmez
bu kişiler mülkün yaratıcıya ait olduğunu inkar ederler
zalimlerle birlikte hareket edenler önünde sonunda feda edilir harcanırlar
ancak yaratıcı kendisine yönelenin çabasını boşa çıkarmaz
sığınılacak tek güçlü varlık bir olan yaratıcıdır hatırlatması yapılıyor




ABESE SURESİ ( 1 - 5 ) T
 
 

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ Surat astı ve öte tarafa döndü
Yanına kör (ve yoksul ) bir adam geldi diye . . .
Ne biliyor , belki arınıp temizlenecek ?
Veya öğüt alacak da öğüt ona fayda verecek ?
Zenginliğini her şeye yeterli görene { MÜSTAĞNİ } bak.]
 
elçinin hatırlattıklarını
özellikle sure halinde klitapta yer almaya başlayan yaratıcının ayetlerini
inananlarla birlikte inkarcılarda duyuyor ve takip ediyordu
herkes tabi olduğu dine sarılsın diyerek son verdiği görüşmelerin ardından
ortam bir çatışma iklimine girmiş sinirler olabildiğince gerilmişti
soğuk savaş dönemi denilebilecek bu süreç devam ederken
elçinin düşmanları giriştikleri psikolojik harekatattan bir sonuç alamayacaklarını anlamaları
veya harekatın bir parçası olarak elçiden gelen bir görüşme talebini kabul etmiş
belki de elçiyi kendileri bir toplantıya davet etmiş olabilirler
anlaşılan görüşme sırasında elçinin söylediklerini duymak isteyen görme engelli fakir bir kişi
böyle pat diye toplantı yapılan mekana dalmış ve birinin yanına oturmuş
yanına oturduğu godoman da bu hareketi hiç hoş karşılamadığını aşırı rahatsız olduğunu
yüzünü asık bir vaziyete getirip bu yoksul ve engelli kişiden çevirerek belli etmiş
şımarık zengin züppenin gelen kişinin öğüt almak isteyebileceğini
bu öğütten yararlanarak arınıp temizlenebileceğini aklına getirmeden
böyle itici ve çirkin bir tavra bürünmesi
elçiyi bir anda sorgulayıcı düşüncelere sevk etmiş olmalı



ABESE SURESİ ( 5 - 10 ) T

[ Sen  ise tutmuş onu muhatap alıyorsun
Sana ne onun arınıp temizlenmesinden ?
Fakat sana can atarak geleni
Asıl korkusu ve titremesi olanı
Sen onu bırakıp boşuna oyalanıyorsun . ]
 
elçi bu iki kişinin yan yana gelerek oluşturduğu resme bakarak
kendine şöyle söylemiş olabilir
muhatap aldığı şu kibirli haramzadeye bak
yaptığı rezil harekete bir bak
daha dün nal diyor mıh demiyordu
kendisine gelen hak sözü yalanlıyordu
peki bugün şu an ne değişti
hiçbir şey değişmediğini şu iğrenç duruşuyla belli etmiyor mu
bu ve bunun gibilerden kimseye hayır gelmez
bu şerefsizler güzel sözden anlamaz nasihat kar etmez bunlara
bunların doğru yolu bulması için harcanan çaba boşuna
ya ben ne uğraşıyorum bunun gibi küfürbazların temize çıkıp arınmasıyla
bana ne
bir de şu yanındaki garibana bak
nasıl da isteyerek hevesle gelip geçti karşıma
onun dışındakilerin gözleri görüyor da ne oluyor
hiçbiri onun kadar geleceğinden endişeli değil
hiçbiri onun kadar korku duymuyor başına gelebileceklerden
sokaklar onun gibi ilgiye muhtaç doğru yolu kurtuluşu bulmak isteyen insanlarla doluyken
uğraştığın yaramaz adamlara bir daha bak
benim zamanım kıymetli görevim belli
yaratıcının sözlerini duymak için can atanlar dışarıda beklerken
bu şerefsizlerle daha fazla vakit kaybedemem
zamanımı boşa harcayanlarla bundan fazla oyalanamam


ABESE SURESİ ( 11 - 22 ) •

[ Hayır ! Bu sadece düşünmeye çağıran bir öğüttür .
Kim istekliyse düşünüp öğüt alır .
Değerli sayfalardadır bu çağrı ;
üstün , tertemiz sayfalar da . . .
Elçilerin elleriyle her yana yayılır ;
saygıdeğer , kıymetli elçilerin . . .
Şu kahrolasıca insan ne kadar nankördür .
Hiç düşünmez mi , hangi şeyden yaratılmış ?
Allah bir damla sudan yaratır insanı , sonra doğasını belirler .
Sonran yürüyeceği yolu kolaylaştırır .
Sonunda ölüm verir , mezara koyar .
Vakti zamanı gelince de onu yeniden diriltip ortaya çıkarır ! ]

hayır diyor ardından
ve sanırım görme engeli garibanın koluna girerek
işe yaramaz süslü meclisin hırsız vekilleriyle yaptığı toplantıyı yarıda kesip dışarı çıkıyor
soran sorgulayan düşünen ve öğüt almak isteyen yeni dostuyla sokalarda yürümeye başlıyor
ona yaratıcının mesajını okuyor
ona yaratıcının kitabını kitabında yer alan değerleri açıklıyor
ayetlerin tertemiz düşüncelerden oluştuğunu
yaklaşımların tavsiyelerin yönlendirmelerin yaklaşımların
çok üstün ahlaki değerler taşıdığını açıklıyor
iyiliğe güzelliğe doğruluğa gerçek kurtuluşa
kalıcı olana yapılan çağrılardan ibaret olduğunu döylüyor
insanlık tarihi boyunca bu davetin
kıtmetli güvenilir şerefli ve saygın elçiler tarafından
dünyanın her tarafında kesintisiz yapıldığını anlatıyor
insanoğlunun nankörlüğünü yapılan uyarılara kulak asmayışını
üzüntü ve kızgınlıkla tekrar hatırlatıyor
bir  insan nasıl ve neyden yaratıldığını hiç düşünmez mi diye sorduktan sonra izah ediyor
insan bir olan yaratıcı tarafından bir damla sudan yaratılır
maddi manevi özellikleri tayin edildikten sonra
çevresindeki her şey onun hayatını idame ettireceği
ihtiyaçlarını kolayca karşılayabileceği şekilde düzenlenir
bir süre yaşadıktan sonra hayatı son bulur ve bir mezara konulur
ancak bu nihai bir son değildir
nasıl bir zamanlar bir damla sudan yaratılmış ise
tekrar o mezardan çıkarılıp ayağa kaldırılır



ABESE SURESİ  ( 23 - 42 ) •

[ Hayır ! Gerçek şu ki ( insan ) ,
O 'nun emrini hiçbir zaman yerine getirmedi .
Bir baksın insan yediklerine ,
Nasıl suyu bolca indirmekteyiz ,
Sonra toprağı sürüp ekmekteyiz .
Böylece orada nasıl tahıllar yetiştirmekteyi z ;
üzüm bağları , yonca tarlaları . . .
Zeytin ağaçları , hurmalıklar . . .
Yemyeşil ormanlar , meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz . . .
Bütün bunlar hep sizin ve hayvanlarınızın faydalanması için . . .
Çığlık duyulduğu zaman . . .
O gün kişi kaçar kardeşinden , anasından , babasından ,
eşinden ve çocuklarından ,
O gün herkes kendi derdine düşer .
O gün yüzler vardır ; mutluluktan parıldar ;
güler , sevinç çığlıkları atar .
O gün yüzler vardır ;
toza toprağa bulanır , katran karası simsiyah olur .
İşte bunlardır günaha batmış nankörler ! ]



sanki bunları söyledikten sonra sohbet koyulaşıyor
ve elçi bir daha hayır dedikten sonra
biraz daha ayrıntılı ifadelere giriyor
insanların binlerce yıldır yaratıcının sözlerine kulak tıkadığını
duyup tamam diyenlerin de asla sözlerinde durmadını
yaşamak için muhtaç olduğu rızkın
nasıl ve kimden geldiğini hiç düşünüp hesaba katmadığını
tıpkı bugün seni yanında görmekten rahatsız oldukları gibi
bu gerçeği de görmekten rahatsız olduklarını
yağan yağmuru toprağın işlenişini yetişen ürünleri
tarlaları bağları bahçeleri meyveleri peş peşe tazelenen çayırları
ağaçları ormanları bunların faydalarını ve bunlardan faydalanan hayvanları
bu döngüyü sağlamak için kölelerin yoksulların biçarelerin verdiği emeği
nimetlerin herkesçe paylaşılmasını isteyen yaratıcının
bu eşsiz var oluşun tek mimarı olduğunu
ancak iş bölüşmeye gelince
ne tanrıya ne de işçiye hakkının verilmediğini söylüyor
bu oluş ve oluşun kaynağına
dahası bu oluşa emek veren emekçilere karşı
hep böyle gidecekmiş gibi arsızca kayıtsız kalan nankörlerin
acı bir cığlıkla varacakları sonu haber veriyor
o gün herkes gerçeği görür ama görmemek için
bilerek veya bilmeyerek haksızlık ettiği herkesten
ailesinden bile köşe bucak kaçıp saklanmak ister
çünkü en ufak günahın bulunup önüne koyulacağından emin olmuştur
dünyadaki gibi yine sadece kendini düşünmektedir ancak bu dert başkadır
aleyhine şahitlik edecek kişi bu sefer kendisidir
ve kendinden kaçacak saklanacak bir yer yoktur
bütün bunlara rağmen
o gün öyle yüzler vardır ki
mutluluktan etraflarına ışık saçarlar
gülümseyerek sevinç çığlıkları attıklarını görürsün
fakat o gün öyle yüzler vardır ki
gece gündüz tarlada madende çalıştırıp hakkını yedikleri işçilerin yüzleri gibi
toza toprağa kara balçığa bulanmış bir şekildedir
onlardan da bugün senden yüz çevirildiği gibi yüz çevirilmiştir
senin gibi yüzlerine bakan birini de bulamayacaklardır
onlar günaha batmış günahlarında boğulmuş işe yaramaz kimselerdir
bu güzel sohbetin ne kadar sürdüğünü bilmiyorum



KADİR SURESİ  ( 1 - 5 ) T


SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ Biz Kur 'an 'ı { KADR } Gecesi 'nde indirdik .
Bilir misin , nedir Kadr Gecesi ?
Bin aydan hayırlıdır Kadr Gecesi .
Melekler ve ruh , Rablerinin izniyle
her iş ve oluş için dalga dalga iner o gece .
Tan yeri ağarıncaya kadar barıştır , esenliktir o gece . . .

bin ayda bir olan nedir ki
ilk ve son kez olanın karşısında
bunun ne anlama geldiğini düşünebilecek kadar yürekli misim söyle
söyle yaratıcının bir kulu olmaya yetecek cesaretin var mı
zihnin bu yükü taşıyabilecek kadar güçlü hissediyor mu kendini
binlerce yıldır süregelen vahye son şeklini verecek olan kitabın ışığı
sönmeye mahkum olan güneşin gözden kaybolmasıyla birlikte parlamaya başlayacak
son elçininin muhabbetiyle harmanlanarak insanoğlunun huzuruna getirilecek
söyle yaratıcının kanunlarından o kanunları algılayabilme kapasitedenden haberin var mı
her zerrenin birbiriyle kurduğu bağı ve meydana getirdiği güzelliği görmeye hazır mısın
bu gece açılıyor ebedi kurtuluşa yaratıcının sırlarına giden yolun kutsal kapısı
bu gece kimse kıymetsiz taşların bulundukları konum kıymetli görülerek yakılmayacak
bu gece kimse ateşler saçarak savrulan yıldızlara bakarak katledilmeyecek
bu gece kimse zalimlerin nefisleri adına uydurdukları şekiller için kurban edilmeyecek
bu gece barışın huzurun mutluluğun gecesidir
bu gece masum hiç kimse ölmeyecek




5 - maun - kafirun - fil - kureyş

 

 

 

MÂÛN SURESİ ( 1 - 7 ) T



SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ Dini yalanlayanı gördün mü ?
Öksüzü hor görür ,
Yoksulu doyurmaya teşvik etmez .
O salât edenlerin vay haline !
Onların salâtı boştur , gösteriş yapıyorlar .
Zaruri ihtiyaçların { MÂÛN } yerine ulaşmasına mani oluyorlar . ]

adaletten hakkı olana hakkının verilmesiden ayrıca diğer olması ve yapılması gerekenlerden
birlikte huzur içinde yaşamak isteyen insanlar kesinlikle vazgeçemezler
peki bunlara görünürde sahip çıkıp ikiyüzlü davrananlar ne yaparlar
anasız babasız garipleri alıp satar köle olarak çalıştırır pis işerine alet ederek haklarını yerler
çalıp çırparak toplumdaki dengeyi bozar aç kalmasına neden oldukları yoksulları
ne doyururlar ne de doyurmaya teşvik ederler hatta doyuranı azarlayıp tenkit ederler
ama bunların vakıflar üniversiteler yardım kuruluşları dernekler açtıklarını görürsünüz
bunların arka planında sömürü düzenlerini sürdürmekte kullanacaklarıpersonelin
seçilip ayıklanması zulüm düzeninde yer almaları için eğitilip yetiştirilmesi yatar
ayrıca para aklama vergi kaçırma işledikleri suçları örtbas etme
ve şerefsizliklerini kamufle edecek kof itibarlar edinme amacı vardır
yemezler
olan olmayana verecek başka yol yok

 

 

KÂFİRUN SURESİ  ( 1 - 6 ) T


SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH'IN ADIYLA
[ Haykır yüzlerine ; " Ey { KÂFİR } ler !
Ben sizin mabutlarınıza asla ibadet etmem !
Siz de benim mabuduma ibadet etmezsiniz .
Sizin ibadet ettiğinize asla ibadet edecek değilim .
Siz de benim { İBADET } ettiğime ibadet edecek değilsiniz .
O halde sizin { DİN } iniz size benim dinim bana ! ]

hani böyle görüş ayrılığına düşenler
birbilerini ikna etmek için sayısız münazarada bulunur
bir taraf doğruyu bildiği halde inatla kendi bildiği savunarak
abuk subuk mazeretlerle yola gelmemekte direnir
ve sonucu kendi lehine çevirmek için karşı tarafı bıkmadan usanmadan oyalar
en sonunda da haklı olan taraf tartışmanın boşa uzadığını deklare etmek için
hiddetlenerek ayağa kalkıp haksıza yalancıya şerefsiz sahtekarlara
yüksek sesle gerçekleri söyleyip köprüleri yıkar gemileri yakar ya
işte elçi bunu yapmış
inkarcıları yaratıcının hükmünü laf kalabalığına getirip yok sayabilmek için
uydurdukları putlarla cimrice sarıldıkları geçici mal ve parayla baş başa bırakmış
gelinen bu noktada herkes kendi dinine yaslanıp ilah bellediklerinden yardım alsın denmiş
bu bir yerde sözlü mücadelenin şiddet dolu çatışmalara doğru kayacağının bir işareti olabilir

 

 

FİL SURESİ  ( 1 - 5 ) •
 


SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ Görmedin mi Rabbi 'nin fil ordusuna { ASHÂBU'L  - Fİ L } yaptığını ?
Boşa çıkarmadı mı onların plânlarını ?
Üzerlerine ebâbîl kuşlarını gönderdi .
Onları sert kayalıklara atıyorlardı .
Onları yenilmiş , içi boşalmış ekin gibi yaptı . ]

önceki surede bir restleşmenin yaşandığı görülmüştü
bunun ardından kafirlerin elçiye karşı kışkırtmaları hız kazanmış
hatta silahlı güçlerin orduların toplanmasına yönelik girşimler başlamış olmalı
elçinin yakın geçmişten bir örnek ile bu hazırlıkların boşa çıkacağını
buna kalkışanları acıklı bir sonun beklediğini belirtilmesi
elçinin tarihi belgeleri okumaya devam ettiğini gösterdiği gibi
bir istihbarat ağı kurarak güncel gelişmeleri de yakından takip ettiği anlaşılabilir
fil ordusunun başına gelenler hakkındaki ayrıntılı aktarım
elçinin delillerle bilerek konuştuğunun bir göstergesidir
ayrıca uyardıklarının gözlerinde canladırmalarını istediği manzara
ne için savaşacaklarını ne için silaha sarılacaklarını durup düşündürür
toplayacakları sahip olduklarına inanacakları gücün büyüklüğüne
güvenip güvenemeyeceklerini işe yarayıp yaramayacağını sorgulatır



KUREYŞ SURESİ  ( 1 - 4 ) T



SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ { KUREYŞ} 'e imkân sağlandığı için ,
Yaz ve kış ve yolculukları imkânı sağlandığı için ,
Bu evin Rabbi için çalışıp , O 'na ibadet etsinler .
Onları açlıktan doyurmuş ve korkudan emin kılmıştı . ]
 
bu sözler geçmişte
kureyş kabilesi yozlaşmadan önce
uğradıkları bir zulümden kaçarken
veya yeni bir başlangış yapabilmek için
göç etmek zorunda kaldıklarında
vardıkları mekkede kendilerine söylenmiş olabilir mi
bu sözler yinelenerek hatırlatılmak istenen şey
açlıktan sefalette kurtularak bir araya kureyşin
bir süre daha öncekiler gibi nankörlük ettiği midir
temiz ticareti şirke küfre dönüşerek günaha batıkkları mı söyleniyor
yatacıya şükredip onun rızası için çalışırken
nasıl bir zorbaya zalime dönüştükleri mi gösterilmek isteniyor
ve bütün bu kötülükleri yaratıcın arkasına gizlenerek
onun evinin etrafında yaparak ne büyük bir günah işledikleri mi açıklanıyor
yüzlerine vurulmak istenenen şey ne kadar unutkan oldukları mı
en başından yapmayı kabul ettikleri şeyi
kendilerinden yapmasını isteyen elçimize düşmanlık yapmaya utanmıyorlar mı
korku içinde oradan oraya aç biilaç savrulurlarken yardımlarına koşan yol gösteren kimdi
işte kureysin aslı budur

 


 

 

2 Eylül 2022 Cuma

4 - asr - adiyat - kevser - tekasür

 

 ASR SURESİ ( 1 -3 ) T

 

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ Çağ { ASR } dile gelsin !
İnsanoğlu kesinlikle ziyan içindedir !
Ancak { İMAN } edenler , İyilik , güzellik ve doğruluk için çalışanlar
{ AMEL - İ SALİH } Hak ve adalet için el birlik olanlar ,
El birlik güçlüklere göğüs gerip acıları paylaşanlar kurtulmuştur . ]

elçinin vakıf olduğu bilgileri değerledirip
üzerinde düşündükten sonra vardığı sonuçlardan biri de
insanlık tarihi boyunca sürekli zalimler ve mazlumlar olarak ikiye bölündüğüdür
sahip olduğu imkanlar düşünme becerisi akıl yürütme kabiliyeti gelişme düzeyi değişse de
değişmeyenin toplumların sürekli ezenler ve ezilenler olarak ayrışarak
zarar ziyan içinde ilerlemekte olduğudur
elçi böyle de davam edecekmiş gibi duran hayatı
bireysel olarak en zararla atlatmanın bir yolu olarak
ilk başlarda kendini bu rezil yaşamdan uzak tutmayi inzivaya çekilmeyi benimsemişti
ancak daldığı düşünceler girdiği buhranlar sonucu yaratıcının vahyi ile karşılaşmıştır
her ne kadar tek başına bu beladan uzak durmak bir kurtuluş seçeneği gibi görünse de
daha fazla insanın el ele vererek yardımlaşarak bu pislikten çıkabileceği anlaşılmıştır
iyiliği doğruluğu güzelliği ilke edinenler bir araya gelip gayret içerisinde çalıştıklarında
karşılaşılan zorlukların sıkıntıların dertlerin daha kolay atlatılabileceği görülmüştür
böyle düşünen toplulukların en büyük yardımcısı olarak da tanrı kendini görmektedir
çinkinliği fenalığı yanlışı zulmü sömürüyü düstür edinerek yapılan iş birliği ise
geçici bir mutluğu sağlamaktan öteye gidemeyeceği gibi sonunda bir felakete dönüşecektir
bu şeklide hareket edenlerin hüsrana uğracaklarına dair garantiyi de yine tanrı vermektedir

 

ADİYAT SURESİ  ( 1 -1 1 ) T

 
SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
 [ Soluk soluğa koşanlar dile gelsin !
Ateş saçan kıvılcımlar dile gelsin !
Sabahleyin baskın yapanlar dile gelsin !
Tozu dumana katanlar dile gelsin !
Topluluğun ortasına dalanlar dile gelsin ;
" İnsanoğlu Rabbine karşı nankördür . Kendisi de buna şahittir .
Mala olan sevgisi { HUBBU' L-HAYR } çok şiddetlidir . "
Bilmez mi ki mezarlar deşildiği zaman ,
Göğüsler açıldığı zaman ,
İşte o gün , her hallerinden haberdar olduğunu Rableri onlara gösterecektir ! ]

surenin ilk ayetlerini okurken kendinizi
böyle iyilik savaşçılarının kahramanlık destanına ilişkin
çarpışırken ortaya çıkan manzaranın coşkusunu olabildiğince yansıtan
mazlumların zalimlere karşı zafer kazandığı bir muharebeyi
gözlerinizin önüne getirmeye çalışırken oluyorsunuz
ta ki betimleme insanoğlunun ne kadar nankör olduğuyla bitene kadar
evet çoğu savaş böyle süslü püslü kelimelerle anlatılıp şiirselleştirimiyor mu
yağma ve talan ordularının yaptığı zorbalık işledikleri cinayetler bu şeklide belgelenmiyor mu
ganimet peşinde fetihten fetihe koşan haydutların kepazeliği
sanki çok asil bir hareketmiş gibi aktarılmıyor mu
salında bu korkunç savaşlar
zalim kralların zorba idarecilerin kalleş soyluların mal mülk hırsı için çıkmıyor mu
bu şerefsizlerdeki paraya karşı sevgisi o kadar büyük ki
bakın arkeolojik kazılara bakın definecilerin açtıkları mezarlardan çıkanlara
hepsi altın gümüş ziynet eşyalarıyla savaş arabalarıyla kılıçlarla dolup taşmamış mı
işte uğruna sayısız masum insanı katlettikleri her yeri kana buladıkları şeyler
işte çürüyüp gittikten sonra arkalarında bıraktıkları ıvır zıvır
işledikleri günahların zalimliklerin şahitleri olarak bir kısmı müzede segileniyor
çoğu da bir önceki sahiplerine benzemeye çalışan zengin züppelerinin konağında sarayında
peki bitti mi hayır
tıpkı bu mezarlarının değildiği gibi zalimlerin göğüsleri de deşilecek
o gün gelecek

 

 

KEVSER SURESİ ( 1 - 3 ) T



SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
[ Biz sana bol nimetler { KEVSER } verdik .
Rabbin için destekleşme / dayanışma içinde ol
ve karşılaşacağın güçlüklere göğüs ger .
Sana kin { ŞEN' } besleyendir ,
Asıl kökü kuruyacak { EBTER } olan . ]

kalbindeki en güzel yeri değil
kalbinin her yerini açacaksın tanrıya
zihninin en parlak yanıyla anmayacaksın yaratıcıyı
öyle bir anacaksın ki zihnin
yaratacının parlaklığından feyz alacak
elçi bu meziyetlerin hepsine ve daha fazlasına
yaratıcının lutfu sayesinde sahip olmuştur
insanların bu ortak yaklaşımla hareket ederek
kurdukları dayanışma düzeninde kimseye zarar vermeden
zorluklara karşı sabredip göğüs gererek elde ettikleri
huzur mutluluk neşedir nimet ve gerçek nimete bu şekilde ulaşılır
çoğu insanın aklına mal para işte kan kabile soy vs gelebilir
zaten onlar nimetin ne olduğuna dair
kendileri gibi bir tanımda bulunmayanlardan nefret ederler
sarayları dnaları biriktirip yığdıklarına aynı zihniyetle sarılacak enikleriyle avunurlar
kendileri gibi yetiştirdikleri çocukları ve sahip olduklarını düşündükleri her şey
çayırda kuruyup giden otlar gibi çürüyüp gidecek


 

TEKÂSÜR SURESİ  ( 1 - 8 ) • 



SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH 'IN ADIYLA
 [ Bir zenginlik  / çoğaltma yarışıdır { TEKÂSÜR } oyalanıp duruyorsunuz .
Mezarlarınıza girinceye kadar süren bir oyun ve oynaş . . .
Hayır ! Yakında bileceksiniz .
Kesinlikle hayır ! Çok yakında bileceksiniz .
Hayır ! Daha derinden bakabilseydiniz ,
Ateşe yuvarlanmakta olduğunuzu görürdünüz .
Kendi gözlerinizle onu apaçık göreceksiniz .
O gün her nimetten bizzat sorgulanacaksınız . ]

kurdukları çeşitli tuzaklarla
uzun vadade yaptıkları sinsi planlarla
hileli düzenlerle geçim derdindeki insaların
kefen parasını sahip oldukları küçük bağı bahçeyi
iki göz indirmeyi ellerinden almayı marifet sanan
hayır yaptığınız iş iş değil
bir yandan bu sahtekarlıkları yapaken
sözde rakipleriyle koyu sohbetlere dalarak
garibanın elindeki nasıl yavaş yavaş aldıklarını
servetlerini varlıklarını nasıl katladıklarını
birbirlerine gülüş cümbüş anlatan arsız godomanlar
hayır eğlencenin o gün son bulacak
içine dalıp gözden kaybolduğunuz bu oynaşma mezarda bitecek
tıpkı önünü görememekle suçlayıp salak yerine koyduğunuz
o zavallı kurbanlarınız gibi siz de önünü göremiyorsunuz
mecazen ve çoğu zaman fiilen
ateşe attığınız o masumlar gibi ateşe doğru gittiğinizin farkında değilsiniz
ama bilecek ve de kendi gözlerinizle göreceksiniz
hayır
üzerinize aldığınız her şeyin hesabı tek tek sorulacak
yakında